15 Kasım 2010 Pazar : Vay be bazı planlarımı gerçekleştirebilmiş olmam süper bi duyguymuş :D Coro'dan sonra Maracaibo'da 5 gün kaldım. Dünkü sabaha kadar içtiğimiz mezuniyet partisinden sonra bugünkü "Gaita" bar'ı süper rahatlatıcı geldi. Yarın sabahtan Barquisimeto'ya ordan da Merida'ya geçicem. Sonra ver elini Kolombiyaaa ... Barquisimeto - Merida - Kolombiya

Gezgin Sözlüğü

Read more

Into the Wild

11 Ekim 2010 Pazartesi günü sabahında(hahaha ne sabahı öğlenleyin tabii ki :D) Varaderodan ayrılmak üzere kalktık eşyalarımızı toplayıp yola çıktık. Tabii ki yine Viazul denen otobüslere bindirmek istediler bizi ama bu sefer otostopla gitmeye kararlıydık. Ama zor olan Varadero'dan çıkmak, çünkü burası tamamen turistler için ayrılmış bir şehir ve sürekli kontroller var. Bu kontroller çok ağır oldukları için kimseyi almıyorlar arabalarına. Yine de yola çıktık :)

Bereket "companyero"mun Kübalı karnesi var da, Kübalıları alan bi Astro otobüsü bizi almayı zar zor kabul etti! Bu ilk gerçek Kübalılarla yaptığım yolculuk oldu. Tabii bundan sonra artık bzi de birer Kübalı olduğumuza göre ("Cubano Malo") artık Viazul denen klimalı buranın lüksü otobüslere binmek olmazdı. Biz de öyle yaptık. Bu otobüsle "Cardenas"'a kadar gelebildik (10 MN). Artık MN yani Moneda Nacional yani Cuban Peso ile yolculuklarımız başladı :)

Cardenasta şehrin çıkışında inip yol kenarında otostopa başladık. Burda yolculuklar bu şekilde oluyor. İnsanlar yol kenarında otostop çekiyorlar, geçen araçlar da yer varsa mutlaka alıyorlar. 3-5 peso neyse veriyorlar şöföre. Hatta devlet arabalarının bu yol kenarındaki insanları almaları zorunlu. Güzel bir sistem. Neyse gelelim yolculuğun devamına. Bir "Camion"'a attık kendimizi. Camion gerçekten bir kamyon :) Kasasının üstünü kapatmışlar, 2 tarafa da benim götümün bile anca sığacağı 2 kalas koymuşlar, olmuş sana ulaşım aracı.

Nasıl yani demeye egrek yok çünkü burdaki ulaşımın neredeyse %80i değişik tür kamyonlarla yapılıyor. Kimilerinde gerçekten de kamyonun kasasına binip yola devam ediyorsun, kimi daha lüks tutunacak yerleri var, kimilerinde ise yaklaşık 50 kişi üstüste binip zaten tutunmaya gerek kalmadan yolculuk yapıyorsun. Şaka yaptığımı sananlar resimlere bakabilirler ;) Tabii ki onlarla da yolculuk yaptım ama yazılarımın geri kalanında :D

Bu kamyonla "Marti" denen bi kasabaya indik. İndik inmesine de gitmemiz gereken yön olan "Corralillo"'ya araç yokmuş burdan. Haydaa diyor insan, ulen yol var niye araba yok! Neyse şehrin içinde ufak bir tur yapalım derken festivalin bir gece önce bittiğini öğrenmemizle içimi hüzün kaplaması bir oldu. Varaderoda geçireceğimiz saçma sapan zamanla burda bir Küba festivali yakalayabilirmişiz. Naapalım biz de festivalden arta kalanla idare edelim diyerek sokaklarda yürümeye başladık.

Kamyonetlerin arkasında koca bidonlarla bira satıyorlar (3 MN/300 ml). Bardağını veriyosun 3 pesoya dolduruyorlar. Gerçi verilen bardaklara bardak demek anladığımız anlamdaki bardaklara hakaret olabilir :P O yüzden şöyle diyelim, pet şişeden kestiğin bir parçayı, Rom şişesinin üstünü kesip ağzını törpülediğin bir cam parçasını veya yağlı kağıttan yaptığın huni şeklinde bir "cismi" uzatıp 3 pesoya bu nefis biradan içebiliyorsun. Nefis derken ne kadar nefis ve steril olabileceğini sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Bir hatırlatma 3 peso yaklaşık 20 kuruş Türk Lirasına isabet ediyor.

Derken müthiş "Perro Caliente"leri görüp yemeğe dalıyoruz. Ahanda resmi yanda :) O kadar müthişler ki midem bulanmaması için bi kısmını yutup geri kalanını köpeğe veriyorum. Sonra da bi bardak "Refresco"yu içindeki çer çöpü görmemek için kafaya dikip hoop yutuyorum :) Öğle yemeği molası da bitmiş oluyor. Yılmak yok yola devam...

En iyisi "Colon"a gidip ordan "Santa Clara"ya devam etmekmiş gibi geliyor. Şehrin (şehir!?!?) dışına çıkıp araba beklemeye başlıyoruz. Huzur evinde biraz yaşlı amcalarla takılıyoruz. Huzur evi dediysem normal bir ev de, gariplerim hepsi bi eve toplaştığından huzur evi havası var adeta :) Hoop al sana bikaç fotoğraf daha. Ardından koşa koşa az ilerde duran minibüse (minibüs!?!?!) koşa koşa biniş. (Ah ulen eşyalarımı ne zaman atıcam acaba! Çok ağır bu çanta mereti :( ) Bizde 80lerde köy yollarında çalışan minibüslerin hala kullanıldığını düşün, ve hiç yıkanmadığını, ve içinin de temizlenmediğini ve bu yüzden koltuklarının yerine metal sopaların kaldığını düşün! Bindik gidiyoruz. 24 km için 1 peso! (1 MN). Evet Kübada kübalılara ulaşım çok ucuz. Ama pahalı olsa gidemezler ki zaten!

Festivalin bugün Colon'da olacağını öğrenince aklıma bir Roman Havası geldi :) Kalkıp oynıcaktım ama ziyadesiyle dolu olan minibüste oynayacak pek yer yoktu. Yolda minibüsümüz ufak tefek köylere uğruyor. Buralarda da yaşam var. Komünizm! Gerçek anlamda! Yaşıyor!

Colon beklediğim gibi bi yer değilmiş, bizi karşılayan ayyaşlar ve "Regetto" - Elektronik karışık müzik pek hoş gelmedi gözüme. En iyisi yola devam, hedef "Santa Clara", Che'nin mezarını ziyaret. Ama önce Colondan bindiğimiz kamyonetin arkasında, rüzgardan resmen 1 cm uzayan saçlarım ahenkle dans ederken, şeker kaşımışı tarlalarının arasından geçmek var. Gördüğüm ilk çiftlikle burda Kübada. Hayvancılık da var, tarım da. Ama hiç yeterli olduğunu sanmıyorum ...

"Los Arabas"da yine herhangi bir araç geçmesini bekliyoruz! Burlarda ufak şehirler arası ulaşım gerçekten zor. Kübadaki en güzel kızlardan birinin fotoğraflarını çekmeye çalışırken gizlice, demin muhabbet ettiğim adamın yeğeni çıkmaz mı :) Tam hah bi fotonu çekeyim falan derken, bi otobüs belirdi ufukta, koşa koşa otobüs durağına tabii ki. Yine Uli sağolsun ben dilsiz taklidi yaparken biz Kübalıyız diye karnesini çıkarıverdi. Bu da mı dediler "Hee" dedi. Okleştik atladık.

Uzun bir yolculuk sonunda hava kararırken Santa Claraya vardık.
Read more

Varadero = Turismo

Varadero hakkında söylenecek pek bişey olduğunu sanmıyorum. Nasıl bizim Alanya hakkında bir yazı yazamayacaksam, Varadero da bana aynı geldi. Ama tek güzel bişey vardı, o da ev ararken ilk girdiğimiz evin güzelliğiydi. Ama tabii ki ilk girdiğimiz o olduğu için kalmadık, daha iyisini aramaya çalıştık ve tabii ki bulamadık ve tabii ki geri de dönmedik :) Bu ev sahilde, merkezdeki mavi boyalı sosyalleşme yerinin yüzünü okyanusa verip solundaki sokağa girince, yol sola dönüp ilerlerken sağda okyanusa bakan bir ev. Geceliği 30CUC istiyordu.

2 gün kaldık. Okyanusa girdim. Spor yaptım. Sahilde çıplak ayakla koştum. Yine okyanusa girdim. Turist eğlenceleriniz izledim. Aynı sultanahmette olan salak gösteriler gibiydi. Peeh burası mı küba dedim kendi kendime...

Turistlerin geldiği bi yer olduğu için heryer şık ve temiz, yerleşimler gayet güzel gözüküyor. İnsanlar biraz daha zengin sanırsam. Daha çok polis var.

Varadero bu kadardı benim için. Bi de palyaçolar vardı inanılmaz güzel heykellerdi. keşke bi tanesini eve getirebilseydim :(
Read more

Okyanusa İlk Girişimdi

Okyanusa ilk girişimdi. Çılgın beyaz kumlardan, çılgın dalgaların arasına çılgınca koşuyordum. Koş koş dizimi geçmiyordu. Az biraz derinleşti. Denizin üstünde dalgaların dipten kopardığı yosunlar yüzüyordu. Suya atladım, daldım çıktım, daldım çıktım, ve daldım çıktım... Okyanus tuzluydu. Ve dalgalıydı. Sonra açılmaya tırstım. "Ulen ya köpekbalığı varsa" dedim.

Güneş batıyordu ve kızıllığı bir de okyanusun içinden izledim. Ama bence asıl görülmesi gereken yer olan karanın, yani beyaz sahilin, yani palmiyelerin, yani palmiyeden şemsiyelerin, yani kimsesizliğin ve fakirliğin, bu güzel alacakaranlıkta nasıl göründüğünü aklıma kazıdım. Kübayı böyle bir yer olarak ilk ve son görüşüm olabilirdi çünkü.

Okyanusa ilk girişimdi. Korkuyla mutluluk arasındaydı. Fakirlikle zenginlik, yabancılıkla aidiyetlik, gitmekle kalmak arasındaydı. Kübayı sevdim, o da beni sevdi mi acaba?
Read more

Yo Soy Una Guagua

Aceiiiteee agua
Yo soy una guagua
Quidao que te cohe la gimagua

"Regetto" ritimlerinin hastasıyım :) La Habana'daki yegane şarkımız. Youtube'dan klibini de izlemek lazım da Kübadan zor dönünce artık.

Otobüsler tıklım tıklım dolu. Neden olmasın ki 20 Cenvantos Peso (0,20 MN). Yani bizdeki karşılığı yaklaşık 0,014 Lira gibi bişey. 1,5 kuruş lira da diyebiliriz. Ve caddelerin o kadar uzun olduğunu düşünün belki 5-6km falan. 1 numaradan başlayıp 2000leri bulabiliyor. Tüm o caddeleri bir bir geçiyor bu otobüs. Atıyosun 20 cenvantos peso istediğin yere git. Oooh ne rahat!

Tabii otobüslerin her birinin tıklım tıklım dolu olmalarını saymazsak. Herkes birbirinin üzerinde. Ama yine de eğlenceli bir ulaşım aracı. Çoğunda acaip yüksek sesle müzik yayını yapılıyor :) Özellikle de Regetto. Dans edenler, el çırpanlar kafa sallayan şoförler, birbirlerine laf atanlar, kucak kucağa oturan sevgililer... Hepsi günlük görülebilecek şeyler Habana Guagua'larında.

Bir not, gece çoğunun ışıkları yanmıyor :) Zifiri karanlık, son ses müzik, tıklım tıklım Taksim'den Ümraniye'ye gittiğinizi düşünün ;) İyi şanslar...
Read more

Venceremos!

Bugün devrimin 50. yıldönümü. Kübada bir bayram havası esiyor. Diyemem :) Aslında herkes bana dedi ki Fiesta var işte sabaha kadar sürecek, her sokakta olacak falan ama hiç de benim düşündüğüm gibi birşey çıkmadı. Bazı insanlar evlerinin önünde ateş yakıp bişeyler pişiriyorlar. Bir de acaip yüksek sesle salsa çalıyorlar. Dans ediyorlar. İçki içiyorlar. Ama 15 kişi falanlar :D Yeni hiç de öyle bir karnaval, fiesta havası yoktu diyebilirim. Yine de değişikti, sokaklar boştu sadece bu evlerin olduğu yerler biraz doluydu.

Ben de okulda tahtada yazan bir yazı gördüm. Yarın sabah 6da "Fidel Castro" museo de revolucion'nun önünde konuşacaaaak !!!
Doğruluğunu bulmamız gerçekten de çok zor oldu ama şunu söyleyebilirim ki Fidel'i ölmeden önce canlı olarak izledim :) Fotoğraflarını çektim. Önünde kendim de fotoğraf çekindim ;) Herşey tamamdır. Herhalde bunun üzerine cenazesine de katılmak için bi de ölmesini beklersem kötü bi insan olurum ...

Daha önceki konuşmasına da giden Melek ve Damla daha tecrübeli olduklarından kesin çok erken gitmemiz lazım dediler. Yoksa aşırı kalabalık içinde ne ilerlemek ne de fotoğraf çekmek mümkün olmuyormuş. Biz de sabah 6da konuşma olacağından uyumamaya karar verdik. Çünkü kendimi bilmez miyim anasını satayım, kesin kalkamam sabah :D Bi de mekan bize biraz uzak olduğu için saatinde varamayabiliriz. Gece saat 3e kadar bizim parkta içtik, sonra yola koyulduk. Saat 4gibi alandaydık. Ama bizi sokmadılar tabii ki. Yanındakiparkta oturup uyumaya karar vermiştik ki, suyumuz olmadığını anladık. En iyisi bu zaman içinde gidip su almaktı. Ama burası Küba, yokluklar ülkesi. Açık bulduğumuz 5-6 yerde de su yoktu anasını satayım.

Neyse alanın önü iyice kalabalıklaştı. Biz de girişin hemen önünde en önde sıraya girdik. Ne de olsa Fidel'i görmek o kadar da kolay değil :) Sabaha kadar parktaki bankta uyumaya çalışmışız. Susuzluktan kırılmışız. İğrenç bi tuvalete girmik zorunda kalmışız. uykusuzluktan ve yorgunluktan ölmüşüz bitmişiz anlıcağınız. O yüzden alana ilk girmeyi biz hakettik diyebilirim :) Neyse saat 6da açtılar kapıları biz de en öndeki yerimizi aldık. Hemen yere oturup uyumamıza devam ettik betonun üzerinde. Kıçımın başımın ne kadar ağrıdığını tahmin bile edemzsiniz. Sonunda saat 8de Fidel alana geldi. Bir alkış kıyamet. Ardından da bi konuşma. Raul çıktı sanırım devlet başkanı olandı şuanda. Ardından bi kadın şarkı söyledi. Hem de salsa :D Fidele öpücük gönderdi, karşılığını da aldı. Sonra sarıldı öpüştüler. Ardından 35 yaşında koca bi çocuk şiir okudu :D Aynı müsamere gibiydi, epey eğlendik :)

Bunlar bittikten sonra da Fidel çıktı sahneye. Epey yaşlanmış adamcağız. 85 yaşının verdiği yavaş hareketlerini, yardımla yürümesini, arasıra dilinin sürçmesini ve ellerinin titremesini durduramıyordu. Yine de önemli şeyler söylediğine eminim. Ne de olsa 4 senedir 2. defa kürsüye çıkıyor ve konuşma yapıyor. Hiçbişey anlamadık zaten. Ama millet de sesi çıkmadan dinliyordu. Bizdeki gibi sloganlar falan yoktu hiç. Biz de konuşma bitmeden çıkalım ve kalabalıktan anca eve gideriz düşüncesiyle, insan selini yardırıp zor da olsa kendimizi alanın dışına attık.

"Guagua"'ların polis tarafından durdurulmadığını görüp, eve 10pesoluk ucuz taksilerle dönmeye karar verdik. Nasıl uyuduğumu anlatamam, hele bir de Fidel'in fotoğraflarını çektikten sonra :D


======================
O gece hakkındaki notlarım :

- ilko escribes en 28 de Septembre. Nosotros vamos por hablara de Fidel Castro. Pero muy temprano. O yüzden bir bankta 3 kişi uyuyayazıyoruz. "escribimos dor mir"

- Umarız Fidel saat en geç 8de çıkacak. 6'da da çıkabilir. (Saat gecenin 4ü)

- Seçilmişler : ilko, angelito y gotita. Uli no es hay.

- Burası iğrenç kokuyor. Tuvaletler berbat. Bikaç tane kabin koymuşlar ama kabinlerin altında falan bişey yok. Direkt sokağa işiyorsun. Ve işenmekten göl olmuş bu kabinlerin içi. İşemek için gölün içine basıp aynı yere işemen gerekiyor. Başka şeyler yapanların da olduğunu söylemekten de iğreniyorum bu kabinlerde, ıyyykhkh ...

- Saat 3:30 ve saatlerce beklicez. Güvenlik gelip burdan gitmemizi istedi. gazeteci olduğumuzu söyledim acındırdık kendimizi. Anca bir sonraki banka oturmamız için ikna ettik adamı :)
Read more

Havana Eğlenceleri

23ü gecesi bir ev partisine davet edildim. Tabii ki Türkler sağolsun yine :) Parti gayet eğlenceliydi. "Ron, ron, ron" diyorum başka bişey demiyorum. Şimdi burda Romun fiyatı 3,20 ile 3,80 arasında değişiyor. Sabit olmasa da bi 70lik "Habana Club" 3,50CUC yani 5lira falan. Bi de öyle bir çarpıyor ki meret sormayın :) Bana etkisi Ginle aynı diyebilirim. O yüzden epey beğendim bunların romlarını :D 2 çeşit daha Habana Club var, biri 3 yıllık diğeri ise 7 yıllık olanı. Renkleri de renksiz, sarı ve kahverengi gibi diyebilirim. (renklerden pek anlamam biliyosunuz :P) Ama 7 yıllık olan tam da viski gibi. Hiç içilecek bişey değil valla. En güzeli yine renksiz olan. Bir de kokteyl yapınca tadından yenmez.

Bi de nane bulabilsek mojito yapıcam ama Black Marketçilere bile sorduk yine de taze nane bulamadık anasını satim. Yokluk ne zor yaa. Güzel limonları var, şekerleri de bi değişik zaten. Herşeyleri çok doğal olduğu için sanırım. Ama bi türlü nane olayına giremedik. Girsek kendi mojitomu kendim yapıcam. Barlarda 3-4 tane mojito içtim ama 1i hariç henüz aradığım keyfi bulamadım. tabii ki bigün "Hotel Nacional"'de bi mojito içmeden olmaz. O günü 4 gözle çekiyorum :)

Partide bir sürü insan vardı, 4-5 kişi de burda müzik okulundalarmış. Çok güzel esntrümanları vardı. Lafım sana Berna'cım hasta kaldım diyebilirim :) Ama burdan bişeyi alıp nasıl Türkiyeye yollanır gerçekten bilemiyorum. Çünkü çok şey turistik, ve gerçeğini bulmak lazım bunların. Bir de göndermek istediğin şeye göre, 100CUCtan başlıyormuş sanırım fiyatlar. Bakalım görücez. Neyse gelelim müzik çalan elemanlara, hepsi ayrı bi güzellikte çalıp söylediler. Biraz afrikamsı, biraz kübamsı müzikleri beni mest etti. Ben de çaldım tabii ki onlarla. Bi kızın blok flütü vardı, ondan çaldım biraz. Biraz vurmalıya girdim. Bi de metal bi alet bulup ona vuruyodum ki ev sahibi kız, o benim kedimin mama kabı diye kızdı bana :D Kafalar iyiydi diyebilirim...

Gittiğim parti epey uzaktaydı ve ordan eve yürüdüm. Ama şunu söyleyebilirim ki Küba gerçekten de söyledikleri kadar güvenli. Sokakta yürürken başına bişey geleceğini pek sanmıyorum. Her köşe başında polisler cirit atarken, Bi yandan da devriye arabaları geziyor. İnsanlar da birbirlerine pek salça olmuyorlar. Kızlar erkeklere, erkekler de kızlara laf atıyor (şakalaşıyorlar, diyebiliriz :P) Hepsinin kendine güveni pek bir tepede. Hakkaten de yaşayışlarından, hareketlerinden ve seninle konuşmalarından egolarının ne kadar da tepede olduğunu anlayabiliyorsun :) Belki de bana(bize) öyle geliyordur. Kızların otobüste, sokakta, deniz kenarında, çocukların kucağına oturmaları, sürekli bir temas halinde olmaları falan çok normal.

Onun dışında dışarıda takılınabilecek 3 yere gittim şimdilik. Biri "Fresa y Chocolate" diye bir bardı. Zaten şu yarı rus yarı kübalı kızla da orda tanıştık. Gayet güzel bi yerdi ama bizim 90larda dinlediğimiz müzikleri dinliyorlar diyebilirim :) Bir diğeri Malecon dedikleri deniz kenarı. İnsanların çoğu oraya gidip mal mal oturuyorlar bütün gece ;) Bir diğeriyse cumartesi gecesi gittimiz bir park. Zaten barlar kübalılar için epey pahalı olduğu için, ya gitmeyi pek tercih etmiyorlar ya da gittiklerinde fazla içemiyorlar. Yine elbette gidenleri vardır ama bir çoğu barda sürekli bişeyler ısmarlatmalarıyla ünlüler :) Erkek-Kız farketmez birileriyle tanıştıysan veya konuşuyorsan mutlaka sana bişeyler ısmarlatıyormuş. Bizim kızların da erkeklerin de hepsinin başına gelmiş :) Normal bişey sanırım burda. Hakkaten onlar için çok yüksek olan paralar bizim için çok daha normal.

Eğlence bu sebeple biraz daha sokaklara, parklara ve dışarıya kaymış diyebilirim. Yine de konserler olmuyor değil. Her gece bi yerlerde bi konser var sanırım. Ama onları bulması gerçekten de zor. 2 tane gazete olduğunu duydum ama ikisinin de nerde satıldığını bilmediğim için alamadım. Sokakta zombiler gazete satıyor ama "Gramma" adında bir gaste satıyorlar. O da Küba hükümetinin propaganda amaçlı çıkarttığı bir gazete. Yani bu tip etkinlikle yok. 2 tane gazete duydum biri "Cartella de La Haba" diğeri ise "Orbe". orbe'nin daha iyi olduğunu söylediler. Pazartesi günleri çıkıyormuş ve haftalık. Cartella de La Habana ise perşembe günleri çıkıyormuş, o da haftalık. Ama gazete bayii vs olmadığı için bulmak zor. Bi de Hotellerin lobilerine gidip denicem bakalım belki oralarda vardır.

Geçen gün parkta epey içtikten ve müzik yaptıktan sonra evime yine yürüyordum. Okyanusun kenarındaki geniş duvarın üzerinden yürüyordum. Deniz hakkaten de çok çekici geldi. İyi ki düşmedim o kafayla :) hatta ve hatta iyi ki atlamadım denize diyebilirim :D Çünkü ikincisi daha büyük bir olasılıktı sanırsam. Tabii ki yine polis durdurdu, bişeyler sordu. Ama bu sefer Kübalı olmadığıma kanaat getiremedi ki daha da devam etti konuşmaya. Ben de Türk ehliyetimi çıkarıp gösterdim kendisine. Evirdi çevirdi, evirdi çevirdiii sonra peki tamam gidebilirsin dedi :) zaten bana sarmaya çalışan insanlara da türkçe bişeyler söylüyorum. Ne dediğimi anlamıyorlar sonra "Soy argentino" diyorum. "Haaa, bu arjantinli sarhoş" diyip yanımdan çekiliyorlar :D Güvenli bir ülke burası. Daha başıma en ufak bi olay gelmedi. Şeytan kulağına kurşun, tahtaya vurun len ... hehehe ...


==============================
La habana Eğlence Notlarım, şimdilik :)

- Alena'ların evinde parti. Arborceco y Retido, Calle citios.

- Salon Rojo de la Tropicar, Calle 51, Ramon escribes

- Martina ile perşembe akşamı Fresa y Chocolate'de konser, öncesi sinema Rampa.

- Cinema Chaplin Calle 23 y 12. kurusawa filmleri oynuyormuş gelecek hafta. 3 Ekimde başlıyormuş.

- Trompet dinlemek istersem Cafe Karabali'ye gitmek gerekiyormuş. 23 y Malecon yakınlarında cinema rampanın aşağısında. Zannetmiyorum ama belki güzeldir bi denemek lazım.

- En ünlü filmlerinden : "La Ultima Cena" Tomas Gutierrez Alea yönetmeni. Basada en el libro : "El Ingenio" a Manuel Moreno Fraginals
Read more

Zombi Cafe

Yaşlılara ve sakatlara gerçekten de saygı olduğunu düşünüyorum burda. Onları toplumun dışına itmemişler, birçok yerde yardım edildiğini ve problem çıkarılmadığını gördüm. Mesela cafe'de otururken yanınıza biri geliyor, duruyor. Ama sana bakmıyor ağaca bakıyor. Onunla konuşuyor. Bişeyler anlatıyor kafası önde. Sonra yoluna devam ediyor. 3 adım atıyor yine duruyor. Bu sefer başka bi masanın sandalyesi önünde. Ona da bişeyler anlatıyor. Kendi halinde :) Kimse de karışmıyor adamcağıza. Tutup çıkarmıyorlar da, vurup dövmüyorlar da. Bizde olsa hemen kolundan tutup dışarı atmışlardı adamı. Sokaklarda bir sürü sakat ve özürlü insan var. Gayet normal yaşamlarına devam ediyorlarmış gibi geldi. Kübalılara sorduğumda da ne sormak istediğimi anlamadılar. Bu da sanırım bu konuyu ne kadar düşünmediklerini ve benimsediklerini gösteriyor diyebilirim.

Ama burda zorlayıcı bir durum varsa o da doğa koşulları olabilir. Yağdığında inanılmaz bir yağmur yağıyor. Ağaçların dalları kırılıyor, tepeden aşağı sırılsıklam oluyorsun. Var mı daha ötesi yağmur bakımından bilmiyorum. Ama bu yakınlarda sanırım görücem, insanın öğrenecek çok şeyi var :) Geçen gün yağan yağmurda dışarıyı izlerken bi ağacın dalı kırıldı. Ben de neden kocaman kocaman şemsiyeler taşıdıklarını anlamış oldum bu Kübalıların. Ben de şu dandik yağmurluğum yerine bi şemsiye alsam iyi olacak diye düşündüm kendi kendime.

Yine aynı gün kalem almaya gittim. 20 dakika sırada bekledim. Ama insan kafayı yiyor sırada beklerken. Ulen insan bütün kalemleri teker teker dener mi yaaa... Sıradaki dışındakilere hizmet vermediği için adam, sırası gelen deniyor alıyor, deniyor da deniyor anasını satim. Neyse sıra bana gelince tabii ki uçlu kalem ve uç alabilmek için kıçımı yırtıyorum. İspanyolca bilmemek ne zormuş yaa ... neyse bir de silgi diyorum ama silgi yok. Nasıl olmaz ya kırtasiyede silgi! Yok diyor adam ee naapcam silgisiz. Bereket imdadıma Damla yetişti. Onda varmış fazla silgi. Zaten öyle her yerde kırtasiye de yok ki, anca 1 tane görebildim şimdiye kadar.

Yaşlıların yegane eğlencesi Domino oynamak. Sallanan sandalyelerinde oturup domino oynayanlar bile var :) Taşları epey büyük ve 9a kadar numaraları. Onların da fotoğraflarını çekicem yakında. Umarım haftasonu ;) Özellikle Devrim Evleri var her sokakta oralarda yaşlılar takılıyor. Sanırım bizdeki kahve tarzı yerlere dönüşmüş. Ama tabii ki burda çay olmadığı, kahve de pahalı olduğu için pek bişey içme kültürleri yok yanında. Güney Amerikaya gitsem de çay bulsam diye düşünüyorum :)

Sokakta değişik yiyecekler var. Hepsinin de görüntüsünün ne kadar pis olduğunu hayal bile edemezsiniz :) Yine de bazılarının tadı güzel. Mesela geçengün yediğimiz karışık sebzeli pilav ve tavuk fena değildi. Taze soğan, Soya filizi, salatalık ve biraz da et vardı pilavın içinde. Bir de yanında "Pollo". Hafif kızarmış, ama haşlanmış bir tavuk. Bir de geçen öğlen yediğin Pizza de Hamon güzeldi. Fiyatı 14 Peso, yani 0.6CUC, yani 1 lira bile değil. Elimden büyüktü zor tutuyordum sıcak olduğunda diyebilirim. Tadı da gayet yerinde. Gerçi hiçbişey akşamları Lily'nin evinde yediğimiz mükemmel yemeklerin yerini tutamaz. Ama ona da 2CUC veriyoruz o ayrı :) Ama Lily bizim annemiz :D
Read more

Benim Adım İlko

Benim adım ilko. Burada da "ilker"'i sürekli "ilkeş" şeklinde söylemelerinden bıktığım için adımı "ilko" olarak değiştirdim :) Zaten herkesin isminin kısaltması var bu ispanyollarda. Adım Tete ama asıl adım teresa, adım Jojo ama asıl adım Jorge gibi ... İspanyol kültürü burda da epey ön planda anlaşılacağı gibi. Tüm devrimler ve sıkıntılar ispanyol kültürünü azaltmamış yani. Ne olursa olsun kültürlerinden ayrılacaklarını sanmıyorum zaten.

Yemeklerden başlıyayım. Bizim Türklerden Melek ve Ulaş'ın kaldığı evin sahibi olan Lily'nin inanılmaz yemekleri var. Gerçekten de bunu anlatmak için ne yapmam gerektiği hakkında bir firkrim yok :) Hele hele Havana gibi bi yerde bu yemekleri yiyince insan yaşadığını hissediyor. Zaten dün yemekte de söyledim, eğer Kübada bu yemeklerde bulamasaydım, çoktan buradan gitmiştim. Çünkü gerçekten de çok kötü besleniyor burdakiler. Sokaklarda yedikleri şeyler, restoranlarda verdikleri de berbat. Hatta sağlık koşullarını zaten anlatmasam daha iyi. Çünkü ne kadar anlatsam da inanamıyacağınıza eminim :) Etlerin hepsi açıkta satılıyor, kancalarla asmışlar duvarlara önüne de bir vantilatör. Sineklerin gitmesi için midir yoksa soğumaları için midir bilemiycem. Ama ikisini de yapamadığı kesin! Nasıl oluyor da bu etlerden zehirlenmiyorlar hayret yaa gerçekten.

Pazarın diğer yerlerinde de meyve ve sebzeler var. Hehehe, hayal etmeye çalışsanız da mümkün olmadığını bugünlerde çekeceğim fotoğraflardan anlıyacaksınız :) Henüz makinemle çıkıp heryeri çekmeye fırsat bulamadım çünkü. (Partiler, ders çalışma vs vs derken ;) ) Bu pazar veya "Mercado" dediğim yerlerde en çok bulunan şey yer elması. onun dışında mesela bizim burdaki pazarda muz, soğan, sarımsak, avakado da bulabiliyorsun. Ben sanırım şansıma biber buldum :D Hemen aldım, yok burda çünkü biber falan. 5 tane biber için 5 peso :) Ama olsun soğan da aldım. Bildiğiniz soğanlardan değil, küçük hani yahnilere koyduğumuz soğanlardan, taneyle satıyorlar. Tanesi 1 peso. Muz ise 3 çeşit, 1i yemelik sarı, kilosu 5 peso. Diğeri kızartmalık onun kilosu 3 peso ama kabuğu çok sert ve kalın. Diğerinin ne işe yaradığını henüz keşfedemedim :)

Sular da berbat. Zaten suyu çeşmedeki suyu kaynatıp soğutarak elde ediyorlar. Tadının ne kadar kötü olduğunu tahmin edebilirsiniz. Resmen şuanda su içerken nefret ediyorum. Onun yanında bi de şişe suları var, ama o daha berbat. Bereket soda tarzında bi de minarelli ve asitli bi suları var da onu içerek kendimi avutuyorum. Çünkü en azından hafif asit sayesinde suyun tadını almıyorum.

Buraya gelirken bana onu alma yanına, şunu alma yanına, ordan alırsın taşıma boşuna diyen arkadaşlarıma birkez daha seslenmek istiyorum : "Halt etmişsiniz!" :D Burda bişeyler bulmak gerçekten zor. Mesela selpak mendili yok. Çay da yok. Patates cipsi veya kızartması da. Bi yerde gördüm ama onun tadı çok kötüymüş patates cipsinin. Fiyatı da 5,5CUC, yani 8 Lira gibi bişey. Şemsiye alırım, ayakkabım parçalanırsa yenisini alırım, don alırım, kalem alırım, defter alırım falan filan diye düşünmüştüm gelmeden önce ama. Pek mümkün değil bunlar burda. Zaten yaşadığı koşullar da gerçekten çok kötü insanların.

Ya da bizim standartlarımıza göre kötü diyelim. Şehrin merkezi olan Havana Viaje'de insanlar gecekondularda yaşıyor. Bizim tarlabaşı diyebiliriz. Vedado denilen onun yanındaki kısım ise biraz daha nezih gözüküyor. Zaten üniversite de burda ve yaşam standartları çok az daha yüksek. Ancak ev ararken buralarda da bir sürü eve girdim çıktım ve hemen hemen hepsinin çok kötü durumda olduğunu gördüm. Aslında bir de Miramar ve Playa bölgesi varmış ve oldukça lüks semtlermiş. Ama şimdilik o kesimlerine gidemedim şehrin. Çünkü ders çalışmak ve rom içmekten başka bişey yaptığım yok :P Tamamdır bugünden itibaren gezgin ruhumu ortaya çıkarıp heryeri geziyorum uleeyn ...


=========================
Bazı notlarım :

- Bugün Universidad bahçesinde oturmuş ders çalışırken yerleri süpüren elemanı görüyorum. Yaprakları topluyor. Sonra da onları çöpe atmak yerine çuvallara doldurup götürüyor. Çünkü onlar çöp değil gayet güzel gübre. Bizdeki çöpçüleri düşünüyorum.

- Bugün sabah Damla'yla menemen yapacaktık :) Ama ben uyanamamışım. Sonra bi baktım kapı çalındı. Damlaymış gelen. Kötüydü, beraber hastaneye gittik. Çok şanslıyız ki daha mesai başlamamasına rağmen, ilk gözüme kestirip konuştuğum insan doktor çıktı ve Damla'ya bakmaya razı oldu. Çok güzel ingilizce biliyor olması da ayrıca bi güzel oldu. Ulen acil dediğin yerde de mesai mi olur. Saat 9da başlıyorlarmış çalışmaya.

- Burdaki bilgisayarlar hep bizim eskiler gibi. P4 veya P3 tarzındalar. Güç kaynağı kullanıyor hepsi.

- Dün marketten biber ve soğan aldım. Burası için bunların ne kadar lüks olduğunu anlatamam :) Bulunmuyor da zaten. Domates desen hiç yok. Püresi var ama bakalım menemenin tadı nası olacak :D

- Soğan tane ile satılıyor ve bizim yahniye koyulan küçük soğanlardan. tanesi 1 pesodan 5 tane aldım.

- Biberin de boyu 2-3 cm kadar. Acı biber zaten yok! Hiç acı yemiyorlarmış. Ulan şunlardan biri bi acı çıksaaa... 5 tane biber aldım.

- Market dediysem yanlış anlamayın, bizim köylerdeki bi ahır tarzı bir yer düşünün içinde 4-5 tezgah var. Muz, yer elması, avokado var.

- Avokado'nun iğrenç bir tadı var yaa, bööğğhh ...

- Süpermarkete gittim. Mallar az ama değişik şeyler yok değil. Ama yerel halkın buradan alışveriş edebileceğini sanmıyorum. Epey pahalı herşey.Girerken çantanı bırakıyorsun. Çıkarken de fişin ve aldıkların kontrol ediliyor. En azından meyve suyu bisküvi falan var...

- Sokaktan dondurma yedik, çukulata kaplı. Süt yok tabii ki içinde :) Ama değişik geldi, lüks geldi, mutlu olduk :D

- Sabahları hava güneşli oluyor. Ama öğleden sonra hemen kapanıp yapmura dönüyor çoğu zaman.

- "Zombi cafe'ye gitmeyelim, diğerine gidelim. Orda fincanla kahve veriyorlar" dedi bugün Damla. Koptuk :) Çünkü orda verdikleri fincanla kahve gerçekten güzel.
Read more

Los Guapos Pollitos


Korkmayın bu kısa bir yazı olacak :D Sadece burdaki kızların birçoğunun ne kadar güzel olduklarını anlatmak için bu yazıyı yazmam gerekiyor diye düşündüm. Hani mini etek giymelerinin dışında, ne kadar havalı olduklarını, duruşlarından, yürüyüşlerinden, konuşmalarından ve hareketlerinden hemen anlayabilirsiniz. Yeminle bu havanın altında birçok erkek ezilir kalır. Ayrıca ıslık çalmaya, psst psst yapmaya, ve laf atmaya hemen alışmam lazım ;) Çünkü kızlarla iletişime geçmenin sokakçası bunlar ...

Şimdi beni bilenler kızlarda nelere dikkat ettiğimi bilirler :P Sadece şunu söyleyebilirim : Küba'da yaşamak lazım ...

Bana bol şans dileyin, hehehe ;)
Read more

Türklerin Çekim Gücü


Dün neler yaptım? Dünya'nın her yerinde Türkler'in olduğunu ve birbirlerini çektiğini kabullenmeyen varsa gelsin benimle bi konuşsun! Irina beni üniversitenin yakınında Ruben diye birinin evine oda sormak için götürdü. Damla'yla da tam da orda tanıştık! Çünkü o da Ruben'in yerinde kalıyormuş :) Üniversitede İspanyolca öğreniyormuş ve 4 ay kadardır Habana'daymış. Nasıl yani bu kadar da şans olur mu demeyin! Çünkü onunla birlikte 7 Türk daha aynı kursa gidiyor : Damla, Melek, Ulaş, Ayşegül, Timur ve adını hatırlayamadığım 2 kişi daha (Gerçi Timur'un adını da tam hatırlayamadım ama uydurdum belki de :) yeğenimin adı olduğu için de değiştirmek istemedim, ay ne tatlı şeydi o öyle, keşke tekrar sıkabilsem şimdi yanaklarını, özledim ... )

Eveet işte böyle sevgili insanlık, Küba'daki ilk 24 saatim dolmadan 7 tane Türk'le tanıştım :) Sanırım hemen hepsi de işlerini bırakmışlar ve Küba'ya ispanyolca öğrenmeye gelmişler. Ardından da bir güney amerika turu düşünüyorlar. Onlardan çok şey öğrendim Küba hakkında, ve sanırım öğrenmeye de devam edicem. Aslında bu olay bir bakıma iyi bir bakıma kötü şans benim için :) Çünkü hızlı yoldan ve Türkçe olarak Habana'da yaşamın kötü yönleri hakkında ilk elden bir sürü hem de bir sürü bilgi edinmiş oldum ;) Kötü yanı ise Türkçe konuşabileceğim insanları buldum!, ispanyolca öğrenmek için daha çok çalışmam gerek artık :(

Damla'nın üniversitedeki hocası ile konuşup saati 4CUC'tan özel ders almaya karar verdim. Çünkü üniversitedeki kurs ayın 4ünde başlıyormuş ve daha 1,5 hafta var. Ayrıca 40 saatlik kurs 200, 80 saatlik kurs ise 300CUC. Biz de Teresa ile günde 2 saatliğine 8CUC olarak anlaştık. 3 hafta kadar almak istiyorum bu kursu ve birebir olduğu için daha faydalı olacağını söyledi bizimkiler.(Bizimkiler diyerek, hemen alıştığımı göstermek istiyorum Türklere :D) Umarım faydalı olur da biran önce çözerim şu dili. Bugün gastedeki Fidel'in yazısını okuyabilmeyi çok isterdim ;) Yine de Kadınlar basketbol turnuvasından bahsedilen yazıdan bişeyler anlayabildiğimi söylemeden geçemicem. Ayrıca Türkiyenin erkeklerde 2. olduğunu da yazıyordu :)

Komünist rejimin getirdiği bişey sanırım gazetelerin ve televizyonun sürekli propaganda aracı olarak kullanılması. Aslında her ülkede yapılıyor tabii ki, bizde de şu anda çoğu medyanın RTE propagandası yapması gibi ama burda sadece tek propagandanın yapılması epey farklı. Sokaklarda polis ve asker popülasyonu yüksek. Verdikleri cezalar ise oldukça caydırıcıymış insanları. Suç işleme yüzdesinin düşük olduğundan söz ediliyor sürekli.

Yine de kültür çok farklı. İnsan ilk geldiğinde gerçekten de bi tedirginlik duyuyor. Ulen biz İstanbulluyuz ne olcak diyemiyorsun işte :S Her köşe başında duran grup halinde elemanlar, sen ordan geçerken yerlere tükürürken; sokakta sürekli "psst psst" yapan kızlar falan insanı ürkütüyor. Hele geceleri bazı sokakların haddinden fazla karanlık olması, ve çoğu sokağın da bomboş olması, insanın yönünü değiştirmesine sebep oluyor. Bizimkilerin söylediğine göre bazen elektrikler kesiliyormuş ve tüm şehir karanlığa bürünüyormuş. Al sana kaos ortamı diyor insan !?!

Daha fotoğraf makinemi dışarı çıkartıp rahat rahat fotoğraf çekebilecek kadar kendimi rahat hissedemiyorum burda. Umarım biraz daha ispanyolca öğrenip, insanların travırlarına alıştıktan sonra daha rahat edebilirim. Fotoğraflıcak o kadar çok şey var ki, inanamazsınız !!!

Sanırım Türklerle takılmaya devam edicem. İnsan kendi kültüründen ve dilinden birilerini bulunca hemen ayrılmak istemiyor sanırım :) Geceleri dışarı çıkmaktan beraber yemek yemeğe, okula gitmekten beraber ders çalışmaya kadar, onlar birbirlerinden ayrılmıyorlar pek sanırım ;) Ben de aralarına kaynaşıcam ama İspanyolcayı öğrenememekten korkuyorum yeterince. Sanırım Kübalı bi kız bulsam kendime çok daha faydalı olacak. Çalışmalara biran önce başlamam lazım ... ;)
Read more

Soy Turisto

Evet Küba'daki ilk saatlerim, ve Matanzas'ta "Viazul" otobüsünü bekliyorum. Hem de 3 saat kadardır. Her 15 dakikada bir "Astro" otobüsleri geçiyor, La Habana için. Sürekli taxiciler La Habana diye bağırıyorlar. Hatta ve hatta "Amarillos" yoldan geçen arabaları çevirip La Habana'ya gidecek yolcuları arabaya bindiriyor. Ama ben bekliyorum, Neden?!? Çünküü "Soy turisto" :)

Küba'da Turist Olmak !

Gerçekten de bazı şeyleri yapamıyorsun. mesela her araca binemiyorsun. sadece turistler için olan otobüsler ve taksiler var. Diğerlerine binmeye kalktığında hemen karşı çıkıyorlar. Niye bu kadar kuralcısınız arkadaşım, Habana'ya yetişmem lazım 3 saat burada bekliyemem dediğim halde anlatamadım sanırım :) Hatta ordaki bi adamla kavga bile ettik hafif yollu. Tabii benim onu anlamamam, onun da beni anlamaması epey etkili oldu kavga edişimizde :D Neyse varadero'da uçaktan indikten sonra taksiyle Matanzas'a geldim(20CUC). Oldukça pahalı, ama herkes başka yol olmadığını söylemişti :( Bence var! Havaalanından yola kadar otostop çekmek, çok kolaydır tahminen. ardından da yolda bekleyip gelen herhangi bir arabaya binebilirsin. Zaten mutlaka matanzas'a gidiyordur. Çünkü başka şehir yok arada. Zaten topu topu 20 km falan.

Matanzas'ta otobüs terminalinde indim ve Viazul'a binmem gerektiğini ve otobüsün 3 saat sonra geleceğini öğrendim. Aslında belki de eşyalarımı bi yere bırakıp şehri gezebilseydim çok güzel olacaktı ama güvenemedim eşyalarımı bırakmaya. Çok güzel bir şehir olduğunu gördüm daha sonra otobüsle geçerken. Otobüs terminalinin karşısında kocaman bir yazı : "Cuba, no teme a las MENTİRAS, ni se arrodilla ante PRESİONES" galiba şöyle demek istiyor : Cuba baskıcılara boyun eğmez, yalancılardan korkmaz, gibi birşey heralde... İspanyolcayı uydurmaya indiğim gibi başlıyorum :D

Matanzas - La Habana Viazul ile 7CUC. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk. Sanırım Jetlag yüzünden yolda epey bi uyukluyorum. Ama etrafın ne kadar yeşil olduğunu anlatamam. Yollar çok düzgün ve yol kenarları da yemyeşil ve muntazam bir şekilde kesilmiş çimen kaplı. Zaten doğal bitki örtüsü de bizim oralarda görülemeyecek derecede yeşilin tonları ile dolu. Uzun uzun ağaçlar, palmiyeler, çalı çırpı bile yeşil. Havadan gördüğüm kadarıyla en ufak adaları bile ağaçlarla kaplı ve yemyeşil.
Uçaktan bahsetmişken yanımda Küba'lı biriyle uçakta olmam oldukça şans. Hem de ingilizce konuştuğu için tadından yenmez :D Adı Paulos veya gerçek adı ile Pauel Mariehal. Bunların hepsinin bir nickname'i var. Benim de olması lazım sanırım :) Ben de kendime Duran dedirtebilirim belki, ne de olsa teleffuzu kolay ve ispanyolların bilebileceği bir kelime ;) Paulos birkaç güzel yer ve kumsal ismi verdi, bunlardan biri "Cayo Santa Maria, Cayavarian" Santa Clara şehrinin kuzeyinde yer alıyormuş. (Serçilcim merak etme kitabında işaretledim yerini, bir daha geldiğinde sen de gidersin ;) )

Yarı uyur uyanık durumdayken bir yere vardır ve şoför hızlı hızlı birşeyler söyledi. Sadece La Habana dediğini anlayabildim ama Habana'ya geldiğimize kanaat getiremediğim için oralı olmadım :D Bereket tam da otobüs hareket edecekken arkamdaki çocuk eğer eski şehre gidiceksen burda inmen gerekir dedi de benim de ağzımdan "Capitolio" kelimesi çıkıverdi. Kır bıyıklı şoför amca da bana kızarak burda inmem gerektiğini söyledi. Ardından da binbir zahmetle bagajımı çıkarttı ve eliyle Capitolio yönünü gösterdi. Tabii ki anında etrafımı taksiciler sardı ve "götürelim abi" nidaları arasından elimle gideceğim yönü göstererek gerek yok diyebildim. Kalacağım "Casa Particular"ı bulmak zor olmadı.

Couchsurfing'den birisi bana cevap yazmıştı, sana kurs ve yer ayarlayabilirim diye. Son gün ona mesaj atmıştım OK ayarla diye. Irina Cascaret ile de bu şekilde tanışmış olduk. Bana "Casa Maria Lidia"'da bir yer ayarladı sağolsun. Yoksa burdaki "Jinetero"'larla bir yere gitmeyi düşünmüyordum açıkcası. Telefon numaram : 8635510, başına 0033 koyarak arayabilirsiniz sanırım. Burda cep telefonu zaten kullanılan birşey diil, ama ev telefonu hiç susmuyor, sürekli anlat anlat onlarca dakika gülüşmeler falan, epey eski çağlara dönmüş gibi hissettim kendimi :D
Kaldığım yer şehrin çok merkezi bir yerinde 9. katta ve full deniz ve eski şehir manzaralı bir yer. Çok da güzel esiyor ama şehrin heryerinde olduğu gibi sürekli ağır bir yemek kokusu hakim. Buna alışmak gerekiyor sanırım, ya da daha bu kokuların olmadığı bir yer bulamadım :( Bir de benim gibi hassas koku alan birisi olursanız gerçekten de problemli. 5 gün burdayım ve bu sürede kalabileceğim başka bir yer bakıyorum. Umarım maksimum 15CUC'a kahvaltı ve akşam yemeği dahil bir yer bulabilirim. Bazı evler yasadışı olarak aylık 80CUCa kalmanı sağlıyabiliyorlarmış, onlardan birini bulmayı amaçlıyorum. Ama evin de güzel olmasını istiyorum yoksa bazı evlerin durumu gerçekten sefil. Dün baktığım yerler göz önüne alındığında şuanda kaldığım evin koşulları çok çok iyi.

Normal su içilecek gibi değil, tadı berbat diyebilirim :( Hatta dolapta bulundurdukları su, çeşmeden kaynatıp soğuttukları bi su ve soğuk olmadığı zaman midemi bulandırıyor. Dün gazlı sularından aldım, bunun tadı en azından gaz sayesinde algılanmıyor. Ama 1,5CUC olduğu için biraz pahalı. Bira 1CUC ! Mojito ise 3CUC. Bir şişe "Havana Club Ron" ise 5,20CUC. paso Rom içicem sanırım burda :) Bir pazara girip nane ve limon alabilirsem güzel mojitolar yapabilirim kendime. Ama öncelikle şu pazarlara girmeye cesaret etmem lazım.

Burada çoğu yemek sarımsaklı. Hatta çoğu yiyecek de sarımsaklı. hatta sanırım sarımsaklı içkileri bile vardır bunların ;) Yollara kanalizasyon bıraktıklarına göre güçlerini sarımsaktan alıyorlar sanırım. Evet gerçekten de her sokakta kaldırımın kenarları oluklu ve belirli saatlerde evlerden kanalizasyon salınıyor. Sokakların biraz pis koktuğunu tahmin edebilirsiniz! Sokak başlarında ise yerlerde şehrin kanalizasyon ağına giden ızgaralar var, ordan da sanırım denize dökülüyor.

Aşırı pahalı restoranlar yok, ya da en azından şimdilik ben görmedim. Ama yakında daha güzel yerler bulacağımın ümidi hala içimde :D Birazdan bu yazdıklarımı internete atmak için gideceğim "Hotel Ingleterra"'da internetin saatine 6CUC vereceğim düşünülürse, dial-up internet oldukça pahalı! Kübalıların daha en az bir 50 yıl kadar internete girebileceklerini hiç sanmıyorum. Evdeki Televizyonda ise sadece 4 kanalın çıkması ve bunların 2 tanesinin Propaganda kanalı olması da ayrı bir dünyada olduğumu hemen belli ediyor.

Aynı İstanbul'da Sultanahmette dolanan bazı salak turistler gibi, neyin gerçek fiyat olduğunu bilmeden; yerel halkla iletişimin sadece alışveriş ve çıkarlarla bağlı olduğu; dünyadaki haberlere ulaşmanın yegane yolunun kulaktan kulağa dolanan söylentilerde kaldığı; kimileri "20 centos pesos" hiçbirşey derken, kimileri ise otobüse bu parayı vermemek için sabahın 6sında işlerine gitmek için yürüdüğü bir ülkede, Küba'da, Turist Olmak, işte böyle bir şey...


=======================
Küba hakkında notlarım :
- Varadero havaalanından Matanzas'a taksi ile gitmek 20CUC. Ama bence yola kadar otostop çekip ardından yoldan geçen otobüslere veya arabalara el etmek en mantıklısı gibi geldi.
- Astro sadece Kübalılar için çalışıyor. Turistler Viazul otobüslerine binmek zorundalar.
- Cidden otobüs duraklarında insanlar kuyruğa girip, sarı kıyafetli "Amarillos"'un yoldan geçen ve boş olan mavi plakalı arabaları durdurup, insanları bindirmesi çok sosyal bir düşünce, ototstop Küba'da çekilir :D
- Küba'da yediğim ilk yemek, sokakta bizim lokmaya benzer ama büyük ihtimalle Un ve Patates'ten yapılıp kızartılmış, her biri başparmağımdan büyük olmayan lokmamsılardı. Onun yanına da pis bir bardağın içine kırılmış buz koyup yanında portakal veya limon aromalı bir içecek. Yemek 5 peso nacional, içecek 2 peso nacional. Eğer her zaman bu kadar yağlı yiyorlarsa neden bu kadar göbekli oldukları hemen anlaşılıyor :D
- Yollarda hız sınırı 100km/h ve sanki herkes sınırlara uyuyor. Trafik gayet güzel gözüküyor :)
- Her eyalet girişinde bir kontrol noktası var. Sanırım bazı arabaları ve otobüsleri durdurup rutin aramalar yapıyorlar.
- Çantam gerçekten de çok ağır olmuş, tam 23 kilo :( Birşeyler atmam lazım içinden.
- Doğa ve hava çok güzel, Ağaçlar inanılmaz ve her yer yemyeşil. Yeşil olmayan alan neredeyse yok gibi.
- Okullar yeni açılmış, Eylülün başında veya geçen hafta sanırım. Bizimle aynı takvimi benimsemişler sanırım okullar bakımından. Öğrencilerin altında sarımsı bir -afedersiniz ama- bok rengi pantolon veya mini etek, üstlerinde de beyaz bir gömlek var.
- Her kadının, 10 yaşından 60 yaşına, mini etek giymesi, burda çok normal karşılanan bir durum.
- 2'li para sistemi gerçekten de karışık. 1Euro = 1,20CUC ve 1CUC = 24 Peso. Kübalılar Peso harcarken turistlerin CUC harcamasına izin var. Sokaktan Peso ile alışveriş yapabiliyorsunuz ama otobüsler, taksiler, hoteller vs sadece CUC kabul ediyor.
- Viazul'daki klimalar çok güzel çalışıyor, ooh serin serin :D
- Yolda gelirken ara ara kocaman bir kuş görüyorum. Ne olduğunu sormam lazım, kartal veya şahine benziyor aslında.
- Izgara tavuğun tadı bir garip. Hormonsuz olduğu kesin ama balığa nasıl benzer yaaa !
- Küba müziğinde flüt'ün yerini hemen öğrenmem lazım.
- Eeeh, bunlar da lahana yiyorlar. Ama en azından haşlanmadan ve üzerine sirke ve sarımsak sosu dökerek.
- Pilavları fasulyeli ve soyalı bulgur pilavı. Tadına alışmam lazım !
- Erkekler Tshirtlerinin alt kısımlarını kaldırıp göbekleri açıkta geziyorlar :D Çok komik yaa, bununla ilgili güzel bir fotoğraf çekmeliyim :D

Tum resimler icin buraya tiklayabilirsiniz...
Read more

Celine İçin


Bir şehirde tanıdığının olması ne kadar güzel bir şeydir yaa :D Sağolsun Celine beni kendi evimdeymişim gibi ağırladı.Geceniin bir yarısı beni Zuitstation'dan alması ve aynı şekilde giderken sabah sabah beni havaalanı trenine kadar bırakması ayrı bir güzel oldu açıkcası :)

Ne de olsa ne Fransızca ne de Flemence bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum sanırım ;) gerçi şöyle bir durum var, neden Brüksel olmasın? Daha önce de burayı severdim zaten, hala da seviyorum. Bazıları Brüksel'in neresi sevilir diyebilir ama ben seviyorum işte :D Çünkü burası her milletten insanın yaşadığı bir yer ve güzel insanlarla dolu. Anadilim buradakilere yakın birşey olsa hiç tereddüt etmeden burada yaşayabilirim. Hem de her yere yakın, haftasonu atla Amsterdam'a git, takıl istediğin kadar sonra geri gel falan filan ...

Şimdi havaalanında Varadero için bekliyorum ama buraya gelmem çok da kolay olmadı diyebilirim. Çünkü azkalsın Belçikaya giremiyordum. İşte Türk olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik burda başlıyor. Vizemi Yunanistan'dan aldığım için (çok akıllı olduğum için ekstra 45 lirayı vermemek için şengenimi ordan aldım :D) bir sürü soruyla karşılaştım. Ne zaman yunanistan'a gideceğimi sordular, ben de spontane olarak 3 gün sonra diyiverdim. Ardından tabii ki canalıcı soru geldi, "Yunanistan için uçak ve hotel rezervasyonlarınız lütfen!". Gayri ihtiyari "çıktısını almadım, internette" dedim. Kadın, internete girip rezervasyonları göstermem için bilgisayarını bana veriyordu ki, arkasındaki adam bir şeyler söyledi, ardından "yanında para var mı" diye sordu. Hemen yanımdaki 500 Euro'yu gösterdim. İyi ki Küba'da Euro daha değerli ve ben de bütün paramı Euro olarak aldım yanıma !:D Ardından kredi kartımın incelenmesi, vizemin ve pasaportumun biyerlere götürülüp incelenmesi sonucu ülkeye girişim onaylandı! Ohh bee :D

Brüksel'i sevdiğimi daha önce de söylemiştim. Bir de Celine gibi biriyle şehri gezmenin avantajları da var, çünkü 2 tane çok güzel bara gittim. Keşke bikaç gün daha kalabilseydim, o zaman çok daha güzel olacağına eminim. Neyse artık bir sonraki sefere diyelim. Gece için de taa Balıkesir'den arkadaşım olan Çağlar'la buluştuk, beraber bişeyler yedik ardından biralarımızı içtik. Belçika birası da fena diil aslında diyerek evin yolunu tuttuk :) Evde biraz daha votka içtikten sonra kafam iyice güzelleşti açıkcası. Saçma bir durum çünkü sabahın 5inde kalkıp uçağıma yetişmem gerekirken saat 2de hem de sarhoş olarak yatağa girdim :) Sabah nasıl zor kalktığımı tahmin edebilirsiniz! Bereket yine Celine yardımıma koştu ve hem beni kaldırdı hem de tren garına kadar beni geçirdi sağolsun.

Şu anda kendisine epey bi borçlandım! Gerçi istanbul'dan getirdiğim simitler ve yaptığım inanılmaz menemenle biraz bu borcu ödemiş olsam da, bir dahaki gelişine seni çok güzel ağırlıcam Celine'cim. Öpüyorum çok seni ... :D



=====================
Belçika için aldığım notlar :

- Charleroi'den Brüksel'e geliş 13euro. Bir daha bilet alırken buna da dikkat edilecek. Ve ayrıca tam 1 saat sürüyor. Ama otobüs Zuitstation'ın tam dibine kadar geliyor ki epey merkezi bir nokta. Bereket Celine ile de orda buluşucaz. Metro bittiği için kızı biraz yürütmüş oldum ama sağolsun sesini çıkartmadı :)

- Çantamın üzerine "Security Control" yazılı kırmızı bir çıkartma yapıştırılmış, sanırım bayraklar yüzünden kontrolden geçmiş. Küba bayrağı dikmeyeyeim bari !

- Ülkeye girerken inanılmaz bir adrenalin yaşadım şu vize mevzusu yüzünden.

- Luiza denilen yer İstanbul'un Nişantaşı'sı gibi. Ama ordaki asansörden aşağı inip sola dönüp 500 metre sonra sağdaki sokağın sonunda bir pazar var. 2. el mallar satılıyor, herşey yerlerde ve genellikle siyahiler satış yapıyor. Çok güzel bir meydan ve eski eşyalar bulmak için çok güzel bir yer :)

Tum resimler icin buraya tiklayabilirsiniz...
Read more

Sarı Humma Aşısı


Nerde yapılır diye sordum durdum, sordum durdum. Sağlık müdürlüğü falan bilmiyodu aslında ama bereket Şube Müdürlerinden biri telefonunu açtı da öğrendim :)

Bu işi yapan Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüymüş. Karaköyde yerleri var. İskelenin arkasındaki Pembe bina var ya :) Evet ya orası hem de dün tam önünde Berna ve İbrahimle oturmuş nasıl aşı olacağımı tartışıyorduk. Hiç vaktim kalmadığından ve mutlaka aşı yapmam gerektiğinden falan. Ben de bulamadım nerde yaptıracağımı diye hayıflanıyordum. Meğersem arkamızdaki bina imiş çarem.

neyse şu telefondan randevu alabiliyorsunuz : 0212 2442594 ve nüfus cüzdanı ile gidiyorsunuz.
Sonunda gerekli aşıları bedavaya yapıp size de ufak bir aşı defteri veriyorlar. Güzel işliyo yani kurum, hele beleş olması daha da güzel yapıyo durumu :D

Ayrıca bu konuda bir de danışma telefonu var : 4447734
Bana söylenen aşılar şu şekilde : Sarı Humma, Sıtma Tabletleri, Tetanoz, Difteri, Hepatit B, Hepatit A ve Tifo. Hepatit aşıları için önce test olmak gerekiyormuş. Sarı humma da ancak 10 gün sonra koruyabiliyormuş. Sıtma desen zaten kesin bi çözüm değilmiş tabletler, illa kendini koruman gerekiyomuş sivrisineklerden. Bereket ben sivrisineklerden nefret ediyorum da zaten korunmaya çalışıyorum :)

Aşıyı yaptırdığım yerden sıtma için de doktordan 2 tane reçete aldım. Birini burdan bulabilirmişim biri de uluslararası geçerli. Ancak doktorun söylediğine göre eğer yağmur ormanlarına girmiceksem kullanmamalıymışım bu sıtma kapsüllerini. Yan etkiler epey güçlüymüş. Bakalım gidince görücem ormana girip girmeyeceğimi. Umarım şu Peyote ayinlerinden birine denk gelirim ve girerim ;)
Read more

Küba Vizesi

 Gerçekten de aradım durdum internette ama bi türlü bulamadım. sanırım bu ticari muameleciler google'ı bir şekilde kandırıp kendi sayfalarının en üstte çıkmasını sağlıyorlar. Ben de internette onca aramam ve soruşturmama rağmen komisyonsuz bi yer bulamadım. Ben de daha önce başka bi vize için çalıştığım Taksim Vize'ye gittim. 100 liraya pazarlıkla anlaştık ben de verdim ertesi gün aldım vizemi. Tabii ki kağıda alıyorsunuz vizenizi çünkü diğer türlü pek saygıdeğer Amerika sizi sınırdan içeri almıyor Kübaya girerseniz. Neyse naapalım aldık bir parça kağıdımızı. 3 ay geçerli ve 30 gün kalabiliyorsunuz.

Ama şunu anladım ki aslında Vizeyi Aztek Uluslararası Turizm'den 35 Euro karşılığı alabiliyormuşsunuz. Hem de 20 dakikada veriyorlarmış. Adresini de telefonla alabilirsiniz : 0212 2379060.

Hadi iyi yolculuklar herkese, umarım Google'da yukarılarda çıkar bu yazım :)
Bence siz de bi like edin bu yazıya googleda yukarılara taşıyın...
Read more

Yumurta Kapıda


Haftaya pazar gidiyorum sonunda :)
Yeminle hiç vaktim kalmadı, yumurta kapıya dayandı. Herşeyi de son ana bırakma merakım beni deli etmiyo değil. Ama naapalım benim de huyum bu. Neyse en azından bişeyler yapmaya başladım. Blogum için de bu ilk adım. Süppeeer :)
Hadi güzel bi theme de ekliyeyim sonrasına bakarız artık. Aslında hergün için bişeyler yazmalıyım. evet yazıcam kesin karar verdim şuanda bakalım nasıl olacak.
Hepinizi öperim yavrularım, beni takip etmeye devam edin :D

Read more
 

Ilker The Traveller Copyright all content by İlker Erek Duran © 2010