15 Kasım 2010 Pazar : Vay be bazı planlarımı gerçekleştirebilmiş olmam süper bi duyguymuş :D Coro'dan sonra Maracaibo'da 5 gün kaldım. Dünkü sabaha kadar içtiğimiz mezuniyet partisinden sonra bugünkü "Gaita" bar'ı süper rahatlatıcı geldi. Yarın sabahtan Barquisimeto'ya ordan da Merida'ya geçicem. Sonra ver elini Kolombiyaaa ... Barquisimeto - Merida - Kolombiya

Venceremos!

Bugün devrimin 50. yıldönümü. Kübada bir bayram havası esiyor. Diyemem :) Aslında herkes bana dedi ki Fiesta var işte sabaha kadar sürecek, her sokakta olacak falan ama hiç de benim düşündüğüm gibi birşey çıkmadı. Bazı insanlar evlerinin önünde ateş yakıp bişeyler pişiriyorlar. Bir de acaip yüksek sesle salsa çalıyorlar. Dans ediyorlar. İçki içiyorlar. Ama 15 kişi falanlar :D Yeni hiç de öyle bir karnaval, fiesta havası yoktu diyebilirim. Yine de değişikti, sokaklar boştu sadece bu evlerin olduğu yerler biraz doluydu.

Ben de okulda tahtada yazan bir yazı gördüm. Yarın sabah 6da "Fidel Castro" museo de revolucion'nun önünde konuşacaaaak !!!
Doğruluğunu bulmamız gerçekten de çok zor oldu ama şunu söyleyebilirim ki Fidel'i ölmeden önce canlı olarak izledim :) Fotoğraflarını çektim. Önünde kendim de fotoğraf çekindim ;) Herşey tamamdır. Herhalde bunun üzerine cenazesine de katılmak için bi de ölmesini beklersem kötü bi insan olurum ...

Daha önceki konuşmasına da giden Melek ve Damla daha tecrübeli olduklarından kesin çok erken gitmemiz lazım dediler. Yoksa aşırı kalabalık içinde ne ilerlemek ne de fotoğraf çekmek mümkün olmuyormuş. Biz de sabah 6da konuşma olacağından uyumamaya karar verdik. Çünkü kendimi bilmez miyim anasını satayım, kesin kalkamam sabah :D Bi de mekan bize biraz uzak olduğu için saatinde varamayabiliriz. Gece saat 3e kadar bizim parkta içtik, sonra yola koyulduk. Saat 4gibi alandaydık. Ama bizi sokmadılar tabii ki. Yanındakiparkta oturup uyumaya karar vermiştik ki, suyumuz olmadığını anladık. En iyisi bu zaman içinde gidip su almaktı. Ama burası Küba, yokluklar ülkesi. Açık bulduğumuz 5-6 yerde de su yoktu anasını satayım.

Neyse alanın önü iyice kalabalıklaştı. Biz de girişin hemen önünde en önde sıraya girdik. Ne de olsa Fidel'i görmek o kadar da kolay değil :) Sabaha kadar parktaki bankta uyumaya çalışmışız. Susuzluktan kırılmışız. İğrenç bi tuvalete girmik zorunda kalmışız. uykusuzluktan ve yorgunluktan ölmüşüz bitmişiz anlıcağınız. O yüzden alana ilk girmeyi biz hakettik diyebilirim :) Neyse saat 6da açtılar kapıları biz de en öndeki yerimizi aldık. Hemen yere oturup uyumamıza devam ettik betonun üzerinde. Kıçımın başımın ne kadar ağrıdığını tahmin bile edemzsiniz. Sonunda saat 8de Fidel alana geldi. Bir alkış kıyamet. Ardından da bi konuşma. Raul çıktı sanırım devlet başkanı olandı şuanda. Ardından bi kadın şarkı söyledi. Hem de salsa :D Fidele öpücük gönderdi, karşılığını da aldı. Sonra sarıldı öpüştüler. Ardından 35 yaşında koca bi çocuk şiir okudu :D Aynı müsamere gibiydi, epey eğlendik :)

Bunlar bittikten sonra da Fidel çıktı sahneye. Epey yaşlanmış adamcağız. 85 yaşının verdiği yavaş hareketlerini, yardımla yürümesini, arasıra dilinin sürçmesini ve ellerinin titremesini durduramıyordu. Yine de önemli şeyler söylediğine eminim. Ne de olsa 4 senedir 2. defa kürsüye çıkıyor ve konuşma yapıyor. Hiçbişey anlamadık zaten. Ama millet de sesi çıkmadan dinliyordu. Bizdeki gibi sloganlar falan yoktu hiç. Biz de konuşma bitmeden çıkalım ve kalabalıktan anca eve gideriz düşüncesiyle, insan selini yardırıp zor da olsa kendimizi alanın dışına attık.

"Guagua"'ların polis tarafından durdurulmadığını görüp, eve 10pesoluk ucuz taksilerle dönmeye karar verdik. Nasıl uyuduğumu anlatamam, hele bir de Fidel'in fotoğraflarını çektikten sonra :D


======================
O gece hakkındaki notlarım :

- ilko escribes en 28 de Septembre. Nosotros vamos por hablara de Fidel Castro. Pero muy temprano. O yüzden bir bankta 3 kişi uyuyayazıyoruz. "escribimos dor mir"

- Umarız Fidel saat en geç 8de çıkacak. 6'da da çıkabilir. (Saat gecenin 4ü)

- Seçilmişler : ilko, angelito y gotita. Uli no es hay.

- Burası iğrenç kokuyor. Tuvaletler berbat. Bikaç tane kabin koymuşlar ama kabinlerin altında falan bişey yok. Direkt sokağa işiyorsun. Ve işenmekten göl olmuş bu kabinlerin içi. İşemek için gölün içine basıp aynı yere işemen gerekiyor. Başka şeyler yapanların da olduğunu söylemekten de iğreniyorum bu kabinlerde, ıyyykhkh ...

- Saat 3:30 ve saatlerce beklicez. Güvenlik gelip burdan gitmemizi istedi. gazeteci olduğumuzu söyledim acındırdık kendimizi. Anca bir sonraki banka oturmamız için ikna ettik adamı :)
Read more

Havana Eğlenceleri

23ü gecesi bir ev partisine davet edildim. Tabii ki Türkler sağolsun yine :) Parti gayet eğlenceliydi. "Ron, ron, ron" diyorum başka bişey demiyorum. Şimdi burda Romun fiyatı 3,20 ile 3,80 arasında değişiyor. Sabit olmasa da bi 70lik "Habana Club" 3,50CUC yani 5lira falan. Bi de öyle bir çarpıyor ki meret sormayın :) Bana etkisi Ginle aynı diyebilirim. O yüzden epey beğendim bunların romlarını :D 2 çeşit daha Habana Club var, biri 3 yıllık diğeri ise 7 yıllık olanı. Renkleri de renksiz, sarı ve kahverengi gibi diyebilirim. (renklerden pek anlamam biliyosunuz :P) Ama 7 yıllık olan tam da viski gibi. Hiç içilecek bişey değil valla. En güzeli yine renksiz olan. Bir de kokteyl yapınca tadından yenmez.

Bi de nane bulabilsek mojito yapıcam ama Black Marketçilere bile sorduk yine de taze nane bulamadık anasını satim. Yokluk ne zor yaa. Güzel limonları var, şekerleri de bi değişik zaten. Herşeyleri çok doğal olduğu için sanırım. Ama bi türlü nane olayına giremedik. Girsek kendi mojitomu kendim yapıcam. Barlarda 3-4 tane mojito içtim ama 1i hariç henüz aradığım keyfi bulamadım. tabii ki bigün "Hotel Nacional"'de bi mojito içmeden olmaz. O günü 4 gözle çekiyorum :)

Partide bir sürü insan vardı, 4-5 kişi de burda müzik okulundalarmış. Çok güzel esntrümanları vardı. Lafım sana Berna'cım hasta kaldım diyebilirim :) Ama burdan bişeyi alıp nasıl Türkiyeye yollanır gerçekten bilemiyorum. Çünkü çok şey turistik, ve gerçeğini bulmak lazım bunların. Bir de göndermek istediğin şeye göre, 100CUCtan başlıyormuş sanırım fiyatlar. Bakalım görücez. Neyse gelelim müzik çalan elemanlara, hepsi ayrı bi güzellikte çalıp söylediler. Biraz afrikamsı, biraz kübamsı müzikleri beni mest etti. Ben de çaldım tabii ki onlarla. Bi kızın blok flütü vardı, ondan çaldım biraz. Biraz vurmalıya girdim. Bi de metal bi alet bulup ona vuruyodum ki ev sahibi kız, o benim kedimin mama kabı diye kızdı bana :D Kafalar iyiydi diyebilirim...

Gittiğim parti epey uzaktaydı ve ordan eve yürüdüm. Ama şunu söyleyebilirim ki Küba gerçekten de söyledikleri kadar güvenli. Sokakta yürürken başına bişey geleceğini pek sanmıyorum. Her köşe başında polisler cirit atarken, Bi yandan da devriye arabaları geziyor. İnsanlar da birbirlerine pek salça olmuyorlar. Kızlar erkeklere, erkekler de kızlara laf atıyor (şakalaşıyorlar, diyebiliriz :P) Hepsinin kendine güveni pek bir tepede. Hakkaten de yaşayışlarından, hareketlerinden ve seninle konuşmalarından egolarının ne kadar da tepede olduğunu anlayabiliyorsun :) Belki de bana(bize) öyle geliyordur. Kızların otobüste, sokakta, deniz kenarında, çocukların kucağına oturmaları, sürekli bir temas halinde olmaları falan çok normal.

Onun dışında dışarıda takılınabilecek 3 yere gittim şimdilik. Biri "Fresa y Chocolate" diye bir bardı. Zaten şu yarı rus yarı kübalı kızla da orda tanıştık. Gayet güzel bi yerdi ama bizim 90larda dinlediğimiz müzikleri dinliyorlar diyebilirim :) Bir diğeri Malecon dedikleri deniz kenarı. İnsanların çoğu oraya gidip mal mal oturuyorlar bütün gece ;) Bir diğeriyse cumartesi gecesi gittimiz bir park. Zaten barlar kübalılar için epey pahalı olduğu için, ya gitmeyi pek tercih etmiyorlar ya da gittiklerinde fazla içemiyorlar. Yine elbette gidenleri vardır ama bir çoğu barda sürekli bişeyler ısmarlatmalarıyla ünlüler :) Erkek-Kız farketmez birileriyle tanıştıysan veya konuşuyorsan mutlaka sana bişeyler ısmarlatıyormuş. Bizim kızların da erkeklerin de hepsinin başına gelmiş :) Normal bişey sanırım burda. Hakkaten onlar için çok yüksek olan paralar bizim için çok daha normal.

Eğlence bu sebeple biraz daha sokaklara, parklara ve dışarıya kaymış diyebilirim. Yine de konserler olmuyor değil. Her gece bi yerlerde bi konser var sanırım. Ama onları bulması gerçekten de zor. 2 tane gazete olduğunu duydum ama ikisinin de nerde satıldığını bilmediğim için alamadım. Sokakta zombiler gazete satıyor ama "Gramma" adında bir gaste satıyorlar. O da Küba hükümetinin propaganda amaçlı çıkarttığı bir gazete. Yani bu tip etkinlikle yok. 2 tane gazete duydum biri "Cartella de La Haba" diğeri ise "Orbe". orbe'nin daha iyi olduğunu söylediler. Pazartesi günleri çıkıyormuş ve haftalık. Cartella de La Habana ise perşembe günleri çıkıyormuş, o da haftalık. Ama gazete bayii vs olmadığı için bulmak zor. Bi de Hotellerin lobilerine gidip denicem bakalım belki oralarda vardır.

Geçen gün parkta epey içtikten ve müzik yaptıktan sonra evime yine yürüyordum. Okyanusun kenarındaki geniş duvarın üzerinden yürüyordum. Deniz hakkaten de çok çekici geldi. İyi ki düşmedim o kafayla :) hatta ve hatta iyi ki atlamadım denize diyebilirim :D Çünkü ikincisi daha büyük bir olasılıktı sanırsam. Tabii ki yine polis durdurdu, bişeyler sordu. Ama bu sefer Kübalı olmadığıma kanaat getiremedi ki daha da devam etti konuşmaya. Ben de Türk ehliyetimi çıkarıp gösterdim kendisine. Evirdi çevirdi, evirdi çevirdiii sonra peki tamam gidebilirsin dedi :) zaten bana sarmaya çalışan insanlara da türkçe bişeyler söylüyorum. Ne dediğimi anlamıyorlar sonra "Soy argentino" diyorum. "Haaa, bu arjantinli sarhoş" diyip yanımdan çekiliyorlar :D Güvenli bir ülke burası. Daha başıma en ufak bi olay gelmedi. Şeytan kulağına kurşun, tahtaya vurun len ... hehehe ...


==============================
La habana Eğlence Notlarım, şimdilik :)

- Alena'ların evinde parti. Arborceco y Retido, Calle citios.

- Salon Rojo de la Tropicar, Calle 51, Ramon escribes

- Martina ile perşembe akşamı Fresa y Chocolate'de konser, öncesi sinema Rampa.

- Cinema Chaplin Calle 23 y 12. kurusawa filmleri oynuyormuş gelecek hafta. 3 Ekimde başlıyormuş.

- Trompet dinlemek istersem Cafe Karabali'ye gitmek gerekiyormuş. 23 y Malecon yakınlarında cinema rampanın aşağısında. Zannetmiyorum ama belki güzeldir bi denemek lazım.

- En ünlü filmlerinden : "La Ultima Cena" Tomas Gutierrez Alea yönetmeni. Basada en el libro : "El Ingenio" a Manuel Moreno Fraginals
Read more

Zombi Cafe

Yaşlılara ve sakatlara gerçekten de saygı olduğunu düşünüyorum burda. Onları toplumun dışına itmemişler, birçok yerde yardım edildiğini ve problem çıkarılmadığını gördüm. Mesela cafe'de otururken yanınıza biri geliyor, duruyor. Ama sana bakmıyor ağaca bakıyor. Onunla konuşuyor. Bişeyler anlatıyor kafası önde. Sonra yoluna devam ediyor. 3 adım atıyor yine duruyor. Bu sefer başka bi masanın sandalyesi önünde. Ona da bişeyler anlatıyor. Kendi halinde :) Kimse de karışmıyor adamcağıza. Tutup çıkarmıyorlar da, vurup dövmüyorlar da. Bizde olsa hemen kolundan tutup dışarı atmışlardı adamı. Sokaklarda bir sürü sakat ve özürlü insan var. Gayet normal yaşamlarına devam ediyorlarmış gibi geldi. Kübalılara sorduğumda da ne sormak istediğimi anlamadılar. Bu da sanırım bu konuyu ne kadar düşünmediklerini ve benimsediklerini gösteriyor diyebilirim.

Ama burda zorlayıcı bir durum varsa o da doğa koşulları olabilir. Yağdığında inanılmaz bir yağmur yağıyor. Ağaçların dalları kırılıyor, tepeden aşağı sırılsıklam oluyorsun. Var mı daha ötesi yağmur bakımından bilmiyorum. Ama bu yakınlarda sanırım görücem, insanın öğrenecek çok şeyi var :) Geçen gün yağan yağmurda dışarıyı izlerken bi ağacın dalı kırıldı. Ben de neden kocaman kocaman şemsiyeler taşıdıklarını anlamış oldum bu Kübalıların. Ben de şu dandik yağmurluğum yerine bi şemsiye alsam iyi olacak diye düşündüm kendi kendime.

Yine aynı gün kalem almaya gittim. 20 dakika sırada bekledim. Ama insan kafayı yiyor sırada beklerken. Ulen insan bütün kalemleri teker teker dener mi yaaa... Sıradaki dışındakilere hizmet vermediği için adam, sırası gelen deniyor alıyor, deniyor da deniyor anasını satim. Neyse sıra bana gelince tabii ki uçlu kalem ve uç alabilmek için kıçımı yırtıyorum. İspanyolca bilmemek ne zormuş yaa ... neyse bir de silgi diyorum ama silgi yok. Nasıl olmaz ya kırtasiyede silgi! Yok diyor adam ee naapcam silgisiz. Bereket imdadıma Damla yetişti. Onda varmış fazla silgi. Zaten öyle her yerde kırtasiye de yok ki, anca 1 tane görebildim şimdiye kadar.

Yaşlıların yegane eğlencesi Domino oynamak. Sallanan sandalyelerinde oturup domino oynayanlar bile var :) Taşları epey büyük ve 9a kadar numaraları. Onların da fotoğraflarını çekicem yakında. Umarım haftasonu ;) Özellikle Devrim Evleri var her sokakta oralarda yaşlılar takılıyor. Sanırım bizdeki kahve tarzı yerlere dönüşmüş. Ama tabii ki burda çay olmadığı, kahve de pahalı olduğu için pek bişey içme kültürleri yok yanında. Güney Amerikaya gitsem de çay bulsam diye düşünüyorum :)

Sokakta değişik yiyecekler var. Hepsinin de görüntüsünün ne kadar pis olduğunu hayal bile edemezsiniz :) Yine de bazılarının tadı güzel. Mesela geçengün yediğimiz karışık sebzeli pilav ve tavuk fena değildi. Taze soğan, Soya filizi, salatalık ve biraz da et vardı pilavın içinde. Bir de yanında "Pollo". Hafif kızarmış, ama haşlanmış bir tavuk. Bir de geçen öğlen yediğin Pizza de Hamon güzeldi. Fiyatı 14 Peso, yani 0.6CUC, yani 1 lira bile değil. Elimden büyüktü zor tutuyordum sıcak olduğunda diyebilirim. Tadı da gayet yerinde. Gerçi hiçbişey akşamları Lily'nin evinde yediğimiz mükemmel yemeklerin yerini tutamaz. Ama ona da 2CUC veriyoruz o ayrı :) Ama Lily bizim annemiz :D
Read more

Benim Adım İlko

Benim adım ilko. Burada da "ilker"'i sürekli "ilkeş" şeklinde söylemelerinden bıktığım için adımı "ilko" olarak değiştirdim :) Zaten herkesin isminin kısaltması var bu ispanyollarda. Adım Tete ama asıl adım teresa, adım Jojo ama asıl adım Jorge gibi ... İspanyol kültürü burda da epey ön planda anlaşılacağı gibi. Tüm devrimler ve sıkıntılar ispanyol kültürünü azaltmamış yani. Ne olursa olsun kültürlerinden ayrılacaklarını sanmıyorum zaten.

Yemeklerden başlıyayım. Bizim Türklerden Melek ve Ulaş'ın kaldığı evin sahibi olan Lily'nin inanılmaz yemekleri var. Gerçekten de bunu anlatmak için ne yapmam gerektiği hakkında bir firkrim yok :) Hele hele Havana gibi bi yerde bu yemekleri yiyince insan yaşadığını hissediyor. Zaten dün yemekte de söyledim, eğer Kübada bu yemeklerde bulamasaydım, çoktan buradan gitmiştim. Çünkü gerçekten de çok kötü besleniyor burdakiler. Sokaklarda yedikleri şeyler, restoranlarda verdikleri de berbat. Hatta sağlık koşullarını zaten anlatmasam daha iyi. Çünkü ne kadar anlatsam da inanamıyacağınıza eminim :) Etlerin hepsi açıkta satılıyor, kancalarla asmışlar duvarlara önüne de bir vantilatör. Sineklerin gitmesi için midir yoksa soğumaları için midir bilemiycem. Ama ikisini de yapamadığı kesin! Nasıl oluyor da bu etlerden zehirlenmiyorlar hayret yaa gerçekten.

Pazarın diğer yerlerinde de meyve ve sebzeler var. Hehehe, hayal etmeye çalışsanız da mümkün olmadığını bugünlerde çekeceğim fotoğraflardan anlıyacaksınız :) Henüz makinemle çıkıp heryeri çekmeye fırsat bulamadım çünkü. (Partiler, ders çalışma vs vs derken ;) ) Bu pazar veya "Mercado" dediğim yerlerde en çok bulunan şey yer elması. onun dışında mesela bizim burdaki pazarda muz, soğan, sarımsak, avakado da bulabiliyorsun. Ben sanırım şansıma biber buldum :D Hemen aldım, yok burda çünkü biber falan. 5 tane biber için 5 peso :) Ama olsun soğan da aldım. Bildiğiniz soğanlardan değil, küçük hani yahnilere koyduğumuz soğanlardan, taneyle satıyorlar. Tanesi 1 peso. Muz ise 3 çeşit, 1i yemelik sarı, kilosu 5 peso. Diğeri kızartmalık onun kilosu 3 peso ama kabuğu çok sert ve kalın. Diğerinin ne işe yaradığını henüz keşfedemedim :)

Sular da berbat. Zaten suyu çeşmedeki suyu kaynatıp soğutarak elde ediyorlar. Tadının ne kadar kötü olduğunu tahmin edebilirsiniz. Resmen şuanda su içerken nefret ediyorum. Onun yanında bi de şişe suları var, ama o daha berbat. Bereket soda tarzında bi de minarelli ve asitli bi suları var da onu içerek kendimi avutuyorum. Çünkü en azından hafif asit sayesinde suyun tadını almıyorum.

Buraya gelirken bana onu alma yanına, şunu alma yanına, ordan alırsın taşıma boşuna diyen arkadaşlarıma birkez daha seslenmek istiyorum : "Halt etmişsiniz!" :D Burda bişeyler bulmak gerçekten zor. Mesela selpak mendili yok. Çay da yok. Patates cipsi veya kızartması da. Bi yerde gördüm ama onun tadı çok kötüymüş patates cipsinin. Fiyatı da 5,5CUC, yani 8 Lira gibi bişey. Şemsiye alırım, ayakkabım parçalanırsa yenisini alırım, don alırım, kalem alırım, defter alırım falan filan diye düşünmüştüm gelmeden önce ama. Pek mümkün değil bunlar burda. Zaten yaşadığı koşullar da gerçekten çok kötü insanların.

Ya da bizim standartlarımıza göre kötü diyelim. Şehrin merkezi olan Havana Viaje'de insanlar gecekondularda yaşıyor. Bizim tarlabaşı diyebiliriz. Vedado denilen onun yanındaki kısım ise biraz daha nezih gözüküyor. Zaten üniversite de burda ve yaşam standartları çok az daha yüksek. Ancak ev ararken buralarda da bir sürü eve girdim çıktım ve hemen hemen hepsinin çok kötü durumda olduğunu gördüm. Aslında bir de Miramar ve Playa bölgesi varmış ve oldukça lüks semtlermiş. Ama şimdilik o kesimlerine gidemedim şehrin. Çünkü ders çalışmak ve rom içmekten başka bişey yaptığım yok :P Tamamdır bugünden itibaren gezgin ruhumu ortaya çıkarıp heryeri geziyorum uleeyn ...


=========================
Bazı notlarım :

- Bugün Universidad bahçesinde oturmuş ders çalışırken yerleri süpüren elemanı görüyorum. Yaprakları topluyor. Sonra da onları çöpe atmak yerine çuvallara doldurup götürüyor. Çünkü onlar çöp değil gayet güzel gübre. Bizdeki çöpçüleri düşünüyorum.

- Bugün sabah Damla'yla menemen yapacaktık :) Ama ben uyanamamışım. Sonra bi baktım kapı çalındı. Damlaymış gelen. Kötüydü, beraber hastaneye gittik. Çok şanslıyız ki daha mesai başlamamasına rağmen, ilk gözüme kestirip konuştuğum insan doktor çıktı ve Damla'ya bakmaya razı oldu. Çok güzel ingilizce biliyor olması da ayrıca bi güzel oldu. Ulen acil dediğin yerde de mesai mi olur. Saat 9da başlıyorlarmış çalışmaya.

- Burdaki bilgisayarlar hep bizim eskiler gibi. P4 veya P3 tarzındalar. Güç kaynağı kullanıyor hepsi.

- Dün marketten biber ve soğan aldım. Burası için bunların ne kadar lüks olduğunu anlatamam :) Bulunmuyor da zaten. Domates desen hiç yok. Püresi var ama bakalım menemenin tadı nası olacak :D

- Soğan tane ile satılıyor ve bizim yahniye koyulan küçük soğanlardan. tanesi 1 pesodan 5 tane aldım.

- Biberin de boyu 2-3 cm kadar. Acı biber zaten yok! Hiç acı yemiyorlarmış. Ulan şunlardan biri bi acı çıksaaa... 5 tane biber aldım.

- Market dediysem yanlış anlamayın, bizim köylerdeki bi ahır tarzı bir yer düşünün içinde 4-5 tezgah var. Muz, yer elması, avokado var.

- Avokado'nun iğrenç bir tadı var yaa, bööğğhh ...

- Süpermarkete gittim. Mallar az ama değişik şeyler yok değil. Ama yerel halkın buradan alışveriş edebileceğini sanmıyorum. Epey pahalı herşey.Girerken çantanı bırakıyorsun. Çıkarken de fişin ve aldıkların kontrol ediliyor. En azından meyve suyu bisküvi falan var...

- Sokaktan dondurma yedik, çukulata kaplı. Süt yok tabii ki içinde :) Ama değişik geldi, lüks geldi, mutlu olduk :D

- Sabahları hava güneşli oluyor. Ama öğleden sonra hemen kapanıp yapmura dönüyor çoğu zaman.

- "Zombi cafe'ye gitmeyelim, diğerine gidelim. Orda fincanla kahve veriyorlar" dedi bugün Damla. Koptuk :) Çünkü orda verdikleri fincanla kahve gerçekten güzel.
Read more
 

Ilker The Traveller Copyright all content by İlker Erek Duran © 2010