15 Kasım 2010 Pazar : Vay be bazı planlarımı gerçekleştirebilmiş olmam süper bi duyguymuş :D Coro'dan sonra Maracaibo'da 5 gün kaldım. Dünkü sabaha kadar içtiğimiz mezuniyet partisinden sonra bugünkü "Gaita" bar'ı süper rahatlatıcı geldi. Yarın sabahtan Barquisimeto'ya ordan da Merida'ya geçicem. Sonra ver elini Kolombiyaaa ... Barquisimeto - Merida - Kolombiya

Zombi Cafe

Yaşlılara ve sakatlara gerçekten de saygı olduğunu düşünüyorum burda. Onları toplumun dışına itmemişler, birçok yerde yardım edildiğini ve problem çıkarılmadığını gördüm. Mesela cafe'de otururken yanınıza biri geliyor, duruyor. Ama sana bakmıyor ağaca bakıyor. Onunla konuşuyor. Bişeyler anlatıyor kafası önde. Sonra yoluna devam ediyor. 3 adım atıyor yine duruyor. Bu sefer başka bi masanın sandalyesi önünde. Ona da bişeyler anlatıyor. Kendi halinde :) Kimse de karışmıyor adamcağıza. Tutup çıkarmıyorlar da, vurup dövmüyorlar da. Bizde olsa hemen kolundan tutup dışarı atmışlardı adamı. Sokaklarda bir sürü sakat ve özürlü insan var. Gayet normal yaşamlarına devam ediyorlarmış gibi geldi. Kübalılara sorduğumda da ne sormak istediğimi anlamadılar. Bu da sanırım bu konuyu ne kadar düşünmediklerini ve benimsediklerini gösteriyor diyebilirim.

Ama burda zorlayıcı bir durum varsa o da doğa koşulları olabilir. Yağdığında inanılmaz bir yağmur yağıyor. Ağaçların dalları kırılıyor, tepeden aşağı sırılsıklam oluyorsun. Var mı daha ötesi yağmur bakımından bilmiyorum. Ama bu yakınlarda sanırım görücem, insanın öğrenecek çok şeyi var :) Geçen gün yağan yağmurda dışarıyı izlerken bi ağacın dalı kırıldı. Ben de neden kocaman kocaman şemsiyeler taşıdıklarını anlamış oldum bu Kübalıların. Ben de şu dandik yağmurluğum yerine bi şemsiye alsam iyi olacak diye düşündüm kendi kendime.

Yine aynı gün kalem almaya gittim. 20 dakika sırada bekledim. Ama insan kafayı yiyor sırada beklerken. Ulen insan bütün kalemleri teker teker dener mi yaaa... Sıradaki dışındakilere hizmet vermediği için adam, sırası gelen deniyor alıyor, deniyor da deniyor anasını satim. Neyse sıra bana gelince tabii ki uçlu kalem ve uç alabilmek için kıçımı yırtıyorum. İspanyolca bilmemek ne zormuş yaa ... neyse bir de silgi diyorum ama silgi yok. Nasıl olmaz ya kırtasiyede silgi! Yok diyor adam ee naapcam silgisiz. Bereket imdadıma Damla yetişti. Onda varmış fazla silgi. Zaten öyle her yerde kırtasiye de yok ki, anca 1 tane görebildim şimdiye kadar.

Yaşlıların yegane eğlencesi Domino oynamak. Sallanan sandalyelerinde oturup domino oynayanlar bile var :) Taşları epey büyük ve 9a kadar numaraları. Onların da fotoğraflarını çekicem yakında. Umarım haftasonu ;) Özellikle Devrim Evleri var her sokakta oralarda yaşlılar takılıyor. Sanırım bizdeki kahve tarzı yerlere dönüşmüş. Ama tabii ki burda çay olmadığı, kahve de pahalı olduğu için pek bişey içme kültürleri yok yanında. Güney Amerikaya gitsem de çay bulsam diye düşünüyorum :)

Sokakta değişik yiyecekler var. Hepsinin de görüntüsünün ne kadar pis olduğunu hayal bile edemezsiniz :) Yine de bazılarının tadı güzel. Mesela geçengün yediğimiz karışık sebzeli pilav ve tavuk fena değildi. Taze soğan, Soya filizi, salatalık ve biraz da et vardı pilavın içinde. Bir de yanında "Pollo". Hafif kızarmış, ama haşlanmış bir tavuk. Bir de geçen öğlen yediğin Pizza de Hamon güzeldi. Fiyatı 14 Peso, yani 0.6CUC, yani 1 lira bile değil. Elimden büyüktü zor tutuyordum sıcak olduğunda diyebilirim. Tadı da gayet yerinde. Gerçi hiçbişey akşamları Lily'nin evinde yediğimiz mükemmel yemeklerin yerini tutamaz. Ama ona da 2CUC veriyoruz o ayrı :) Ama Lily bizim annemiz :D

0 kişi şunu demiş:

Yorum Gönder

 

Ilker The Traveller Copyright all content by İlker Erek Duran © 2010