Bir şehirde tanıdığının olması ne kadar güzel bir şeydir yaa :D Sağolsun Celine beni kendi evimdeymişim gibi ağırladı.Geceniin bir yarısı beni Zuitstation'dan alması ve aynı şekilde giderken sabah sabah beni havaalanı trenine kadar bırakması ayrı bir güzel oldu açıkcası :)
Ne de olsa ne Fransızca ne de Flemence bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum sanırım ;) gerçi şöyle bir durum var, neden Brüksel olmasın? Daha önce de burayı severdim zaten, hala da seviyorum. Bazıları Brüksel'in neresi sevilir diyebilir ama ben seviyorum işte :D Çünkü burası her milletten insanın yaşadığı bir yer ve güzel insanlarla dolu. Anadilim buradakilere yakın birşey olsa hiç tereddüt etmeden burada yaşayabilirim. Hem de her yere yakın, haftasonu atla Amsterdam'a git, takıl istediğin kadar sonra geri gel falan filan ...
Şimdi havaalanında Varadero için bekliyorum ama buraya gelmem çok da kolay olmadı diyebilirim. Çünkü azkalsın Belçikaya giremiyordum. İşte Türk olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik burda başlıyor. Vizemi Yunanistan'dan aldığım için (çok akıllı olduğum için ekstra 45 lirayı vermemek için şengenimi ordan aldım :D) bir sürü soruyla karşılaştım. Ne zaman yunanistan'a gideceğimi sordular, ben de spontane olarak 3 gün sonra diyiverdim. Ardından tabii ki canalıcı soru geldi, "Yunanistan için uçak ve hotel rezervasyonlarınız lütfen!". Gayri ihtiyari "çıktısını almadım, internette" dedim. Kadın, internete girip rezervasyonları göstermem için bilgisayarını bana veriyordu ki, arkasındaki adam bir şeyler söyledi, ardından "yanında para var mı" diye sordu. Hemen yanımdaki 500 Euro'yu gösterdim. İyi ki Küba'da Euro daha değerli ve ben de bütün paramı Euro olarak aldım yanıma !:D Ardından kredi kartımın incelenmesi, vizemin ve pasaportumun biyerlere götürülüp incelenmesi sonucu ülkeye girişim onaylandı! Ohh bee :D
Brüksel'i sevdiğimi daha önce de söylemiştim. Bir de Celine gibi biriyle şehri gezmenin avantajları da var, çünkü 2 tane çok güzel bara gittim. Keşke bikaç gün daha kalabilseydim, o zaman çok daha güzel olacağına eminim. Neyse artık bir sonraki sefere diyelim. Gece için de taa Balıkesir'den arkadaşım olan Çağlar'la buluştuk, beraber bişeyler yedik ardından biralarımızı içtik. Belçika birası da fena diil aslında diyerek evin yolunu tuttuk :) Evde biraz daha votka içtikten sonra kafam iyice güzelleşti açıkcası. Saçma bir durum çünkü sabahın 5inde kalkıp uçağıma yetişmem gerekirken saat 2de hem de sarhoş olarak yatağa girdim :) Sabah nasıl zor kalktığımı tahmin edebilirsiniz! Bereket yine Celine yardımıma koştu ve hem beni kaldırdı hem de tren garına kadar beni geçirdi sağolsun.
Şu anda kendisine epey bi borçlandım! Gerçi istanbul'dan getirdiğim simitler ve yaptığım inanılmaz menemenle biraz bu borcu ödemiş olsam da, bir dahaki gelişine seni çok güzel ağırlıcam Celine'cim. Öpüyorum çok seni ... :D
=====================
Belçika için aldığım notlar :
- Charleroi'den Brüksel'e geliş 13euro. Bir daha bilet alırken buna da dikkat edilecek. Ve ayrıca tam 1 saat sürüyor. Ama otobüs Zuitstation'ın tam dibine kadar geliyor ki epey merkezi bir nokta. Bereket Celine ile de orda buluşucaz. Metro bittiği için kızı biraz yürütmüş oldum ama sağolsun sesini çıkartmadı :)
- Çantamın üzerine "Security Control" yazılı kırmızı bir çıkartma yapıştırılmış, sanırım bayraklar yüzünden kontrolden geçmiş. Küba bayrağı dikmeyeyeim bari !
- Ülkeye girerken inanılmaz bir adrenalin yaşadım şu vize mevzusu yüzünden.
- Luiza denilen yer İstanbul'un Nişantaşı'sı gibi. Ama ordaki asansörden aşağı inip sola dönüp 500 metre sonra sağdaki sokağın sonunda bir pazar var. 2. el mallar satılıyor, herşey yerlerde ve genellikle siyahiler satış yapıyor. Çok güzel bir meydan ve eski eşyalar bulmak için çok güzel bir yer :)
Tum resimler icin buraya tiklayabilirsiniz...

1 kişi şunu demiş:
Yaa ben niye yoktum yanınızdaa, nasıl özendim anlatamam, bir tekrarı olmalı bu Brüksel ziyaretinin!!
İkinizi de çoookk öpüyorum
Özge
Yorum Gönder