Benim adım ilko. Burada da "ilker"'i sürekli "ilkeş" şeklinde söylemelerinden bıktığım için adımı "ilko" olarak değiştirdim :) Zaten herkesin isminin kısaltması var bu ispanyollarda. Adım Tete ama asıl adım teresa, adım Jojo ama asıl adım Jorge gibi ... İspanyol kültürü burda da epey ön planda anlaşılacağı gibi. Tüm devrimler ve sıkıntılar ispanyol kültürünü azaltmamış yani. Ne olursa olsun kültürlerinden ayrılacaklarını sanmıyorum zaten.
Yemeklerden başlıyayım. Bizim Türklerden Melek ve Ulaş'ın kaldığı evin sahibi olan Lily'nin inanılmaz yemekleri var. Gerçekten de bunu anlatmak için ne yapmam gerektiği hakkında bir firkrim yok :) Hele hele Havana gibi bi yerde bu yemekleri yiyince insan yaşadığını hissediyor. Zaten dün yemekte de söyledim, eğer Kübada bu yemeklerde bulamasaydım, çoktan buradan gitmiştim. Çünkü gerçekten de çok kötü besleniyor burdakiler. Sokaklarda yedikleri şeyler, restoranlarda verdikleri de berbat. Hatta sağlık koşullarını zaten anlatmasam daha iyi. Çünkü ne kadar anlatsam da inanamıyacağınıza eminim :) Etlerin hepsi açıkta satılıyor, kancalarla asmışlar duvarlara önüne de bir vantilatör. Sineklerin gitmesi için midir yoksa soğumaları için midir bilemiycem. Ama ikisini de yapamadığı kesin! Nasıl oluyor da bu etlerden zehirlenmiyorlar hayret yaa gerçekten.
Pazarın diğer yerlerinde de meyve ve sebzeler var. Hehehe, hayal etmeye çalışsanız da mümkün olmadığını bugünlerde çekeceğim fotoğraflardan anlıyacaksınız :) Henüz makinemle çıkıp heryeri çekmeye fırsat bulamadım çünkü. (Partiler, ders çalışma vs vs derken ;) ) Bu pazar veya "Mercado" dediğim yerlerde en çok bulunan şey yer elması. onun dışında mesela bizim burdaki pazarda muz, soğan, sarımsak, avakado da bulabiliyorsun. Ben sanırım şansıma biber buldum :D Hemen aldım, yok burda çünkü biber falan. 5 tane biber için 5 peso :) Ama olsun soğan da aldım. Bildiğiniz soğanlardan değil, küçük hani yahnilere koyduğumuz soğanlardan, taneyle satıyorlar. Tanesi 1 peso. Muz ise 3 çeşit, 1i yemelik sarı, kilosu 5 peso. Diğeri kızartmalık onun kilosu 3 peso ama kabuğu çok sert ve kalın. Diğerinin ne işe yaradığını henüz keşfedemedim :)
Sular da berbat. Zaten suyu çeşmedeki suyu kaynatıp soğutarak elde ediyorlar. Tadının ne kadar kötü olduğunu tahmin edebilirsiniz. Resmen şuanda su içerken nefret ediyorum. Onun yanında bi de şişe suları var, ama o daha berbat. Bereket soda tarzında bi de minarelli ve asitli bi suları var da onu içerek kendimi avutuyorum. Çünkü en azından hafif asit sayesinde suyun tadını almıyorum.
Buraya gelirken bana onu alma yanına, şunu alma yanına, ordan alırsın taşıma boşuna diyen arkadaşlarıma birkez daha seslenmek istiyorum : "Halt etmişsiniz!" :D Burda bişeyler bulmak gerçekten zor. Mesela selpak mendili yok. Çay da yok. Patates cipsi veya kızartması da. Bi yerde gördüm ama onun tadı çok kötüymüş patates cipsinin. Fiyatı da 5,5CUC, yani 8 Lira gibi bişey. Şemsiye alırım, ayakkabım parçalanırsa yenisini alırım, don alırım, kalem alırım, defter alırım falan filan diye düşünmüştüm gelmeden önce ama. Pek mümkün değil bunlar burda. Zaten yaşadığı koşullar da gerçekten çok kötü insanların.

Ya da bizim standartlarımıza göre kötü diyelim. Şehrin merkezi olan Havana Viaje'de insanlar gecekondularda yaşıyor. Bizim tarlabaşı diyebiliriz. Vedado denilen onun yanındaki kısım ise biraz daha nezih gözüküyor. Zaten üniversite de burda ve yaşam standartları çok az daha yüksek. Ancak ev ararken buralarda da bir sürü eve girdim çıktım ve hemen hemen hepsinin çok kötü durumda olduğunu gördüm. Aslında bir de Miramar ve Playa bölgesi varmış ve oldukça lüks semtlermiş. Ama şimdilik o kesimlerine gidemedim şehrin. Çünkü ders çalışmak ve rom içmekten başka bişey yaptığım yok :P Tamamdır bugünden itibaren gezgin ruhumu ortaya çıkarıp heryeri geziyorum uleeyn ...
=========================
Bazı notlarım :
- Bugün Universidad bahçesinde oturmuş ders çalışırken yerleri süpüren elemanı görüyorum. Yaprakları topluyor. Sonra da onları çöpe atmak yerine çuvallara doldurup götürüyor. Çünkü onlar çöp değil gayet güzel gübre. Bizdeki çöpçüleri düşünüyorum.
- Bugün sabah Damla'yla menemen yapacaktık :) Ama ben uyanamamışım. Sonra bi baktım kapı çalındı. Damlaymış gelen. Kötüydü, beraber hastaneye gittik. Çok şanslıyız ki daha mesai başlamamasına rağmen, ilk gözüme kestirip konuştuğum insan doktor çıktı ve Damla'ya bakmaya razı oldu. Çok güzel ingilizce biliyor olması da ayrıca bi güzel oldu. Ulen acil dediğin yerde de mesai mi olur. Saat 9da başlıyorlarmış çalışmaya.
- Burdaki bilgisayarlar hep bizim eskiler gibi. P4 veya P3 tarzındalar. Güç kaynağı kullanıyor hepsi.
- Dün marketten biber ve soğan aldım. Burası için bunların ne kadar lüks olduğunu anlatamam :) Bulunmuyor da zaten. Domates desen hiç yok. Püresi var ama bakalım menemenin tadı nası olacak :D
- Soğan tane ile satılıyor ve bizim yahniye koyulan küçük soğanlardan. tanesi 1 pesodan 5 tane aldım.
- Biberin de boyu 2-3 cm kadar. Acı biber zaten yok! Hiç acı yemiyorlarmış. Ulan şunlardan biri bi acı çıksaaa... 5 tane biber aldım.
- Market dediysem yanlış anlamayın, bizim köylerdeki bi ahır tarzı bir yer düşünün içinde 4-5 tezgah var. Muz, yer elması, avokado var.
- Avokado'nun iğrenç bir tadı var yaa, bööğğhh ...
- Süpermarkete gittim. Mallar az ama değişik şeyler yok değil. Ama yerel halkın buradan alışveriş edebileceğini sanmıyorum. Epey pahalı herşey.Girerken çantanı bırakıyorsun. Çıkarken de fişin ve aldıkların kontrol ediliyor. En azından meyve suyu bisküvi falan var...
- Sokaktan dondurma yedik, çukulata kaplı. Süt yok tabii ki içinde :) Ama değişik geldi, lüks geldi, mutlu olduk :D
- Sabahları hava güneşli oluyor. Ama öğleden sonra hemen kapanıp yapmura dönüyor çoğu zaman.
- "Zombi cafe'ye gitmeyelim, diğerine gidelim. Orda fincanla kahve veriyorlar" dedi bugün Damla. Koptuk :) Çünkü orda verdikleri fincanla kahve gerçekten güzel.